6 Nisan 2022 Çarşamba

Ozan Han Aslı »Aslı-Kerem Destanında ki kadın Kahraman«

 

Ozan Han Aslı
»Aslı-Kerem Destanında ki kadın Kahraman« 

 

Han Aslı’yem men bu yolda gezerem,
Bir derdimi min deftere yazaram,
Kerem kimi bu canımdan bizaram,
Yandı Kerem, meni saldı bu derde. 

Ben bu tanıtım yazısında değişik bir konuyu ele almalıyım. Bu konuyu ele alırken Ozan olmadıkları halde, ozan gibi mahlas alıp, aldığı mahlasla birçok koşma, türkü söyleyen halk yazını destansı anlatılarda yerlerini alan değişik isimlerden ayrı ayrı yazılarımla söz edeceğim. Sözünü edeceğim bu isimler destan akışında söylenilen koşmaların sahibi olarak ozanlar listesine eklenmesi gerekiyor. Bu benim düşüncemdir. 

Bu isimler öncelikle destansı karakter içinde sesini duyuran isimlerdir. Şimdilik Aslı İle Kerem destanında yer alan iki isimden söz etmeliyim. Öncelikle, Kerem’in sevgilisi olan Han Aslı adıyla bilinen karakterden söz edeceğim. İkinci bir yazımda ise, yine aynı destan içinde var olan Sofu isimli karakterden söz edeceğim. Sofu denilen karakter ikinci yazıya kalsın ben size Han Aslı adıyla bilip tanıdığımız karakterden söz edeyim. 

Bu yazıda tanıtacağım ozan Han Aslı mahlaslı isimdir. Han Aslı, adıyla bilinen karakter, Aslı Kerem destanında ikinci baş kahramandır. Kadın ozanlar arasında olmasını istiyorum. Çünkü, sözü edilen destan içinde Han Aslı mahlaslı koşmaların olduğunu biliyoruz. Bu tanıtım yazısının sonunda bu koşmaları veriyorum. O halde bu koşmaların sahibini de ozanlar arasına almalıyız. 

Destanlar içinde onlarca böylesi isimler var. Biraz detaylara inilince şunu görüyoruz. Han Kerem isimli ozanında bir destan kahramanı olduğunu her yönüyle biliyoruz. Karaca-Oğlan’ın iki bacısı, dahası Köroğlu destanlarında da böylesi onlarca isim var bunlarda kendi isimleriyle ozanlar içinde var olmalılar  diyorum. Çünkü bu karakterlerin adına oluşturulan koşmalar ya yitip gidiyor, yada başka başka ozanların adına aktarılıyor.

Benim yazdığım bu küçük yazının önemini anlatmaya çalışıyorum. Han Aslı adıyla sunulan koşmalar, Han Aslı adıyla bilinmeli, dahası, değişik kitaplara ya da araştırmalara da böyle alınmalıdır. Bu koşmaların başka ozanların adıyla verilmesini durdurmak gerekiyor. Bu konuyla ilintili olarak benim birkaç tane yazımın olduğunu söylemeliyim. 

Han Aslı diye bilinen ozanın hakkında, birkaç söz söylemek gerekiyorsa, şunları söylemeliyim. Aslı Kerem isimli destan anlatımında, baş kahraman olan Aşık Kerem isimli destan kahramanının sevgilisidir. Kendisi Bir Kilise Papazının, ya da devletin hazine sorumlusu bir babanın tek kızıdır. Han Aslı’nın babası, destan içinde Keşiş adıyla tanımlanır. 

TDV İslâm Ansiklopedisi Keşiş sözcüğünü şöyle tanımlıyor: “Farsça’da Hristiyanların âlim, zâhid ve ileri gelen din adamlarını tanımlamak için kullanılan Keşîş kelimesinin, Süryânîce’de “pîr, şeyh, kâhin” anlamındaki karşılığı keşşîşâ, Ârâmîce’de keşîşâdır (Muhammed Hüseyn-i Tebrîzî, Burhân-ı Ḳāṭıʿ, III, 1657). Arapça’da bu kelime kas ve kıssîs ile karşılanmış olup Türkçe dilinde ise, Farsça kullanımı yaygınlık kazanmıştır.” 

Han Aslı’nın baba adı her çeşitlemede ayrı bir isimle anılmasına rağmen Keşiş tanımlaması değişmiyor. Değişik çeşitlemelerde değişik isimler alıyor demiştim, Erzurum çeşitlemesinde yani, Pehud namında bir Keşiş’in kızıdır. Bu  konuyu Erzurum çeşitlemesi şöyle aktarıyor: 

“Zamani evvelde Şiraz şehrinde bir padişah var idi. Bu padişahın eğlencesi Pehud namında bir keşiş var idi. Velâkin ne padişahın ve ne keşişin dünyada evladı var idi. Günlerden bir gün padişah ile keşiş bir arada oturup sohbet ederlerken, padişah keşişe dedi ki “yahu ne senin evladın var ve ne benim evladımız var. Yarın vaktimiz tamam olup öldüğümüz vakit bu mâlî emlâkimiz acaba kimlere kalacaktır”. Dedikte, keşiş cevabında “Padişahım bir ihtiyar keşiş ile çok konuştum, bir adam ne bilirse seyyah etmek ile bilir imiş. Hırkaları giyip başımıza tac urup seyyahata çıkalım. Mevlâ ne gösterir deyu şimdi bunlar hırkaları giyup başlarına tacı urup ellerine bir asa alıp kimselere sırrın demeyup yola revan oldular. Yolda birbirlerine konuşup giderken padişah; keşişe söyledi ki “Hak Taala hazretleri her şey’e kadirdir. Bize bir evlat verir ise evladıñı evlâdıma verir misin?”[i] 

Aslı Kerem anlatısı böyle başlayıp devam ediyor. Başlangıç anlatısına dikkat edilirse masalımsı bir anlatım göz önüne seriliyor. Erzurum sahasında, ozanların diliyle, sazıyla masal gibi bir anlatının destan niteliğine büründüğünü görüyoruz. 

Yazımızda konusu işlenen ”Han Aslı’nın adı, Gence çeşitlemesinde Meryem, bir diğer çeşitlemede ise Nergiz, Şiraz şehrinde Pehud namında bir Keşiş’in kızı olarak veriliyor. En yaygın bilinen İsfahan çeşitlemesinde, aynı zamanda, Azerbaycan rivayetinde de Han Aslı’nın adı Kara Sultan, babasının adı da Kara Melik olduğunu okuyoruz. Öz olarak destan kahramanı olduğundan dolayı doğum, ölüm  tarihlerini veremiyorum. Yaşadığı şehrin adı çeşitlemelere göre farklı farklı isimlerin verildiğini biliyoruz. En yaygın olan şehir adı İsfahan şehridir. 

Han Aslı’nın soyunu çeşitlemelere göre yazarsam, kimilerine göre Ermeni kızı, Erzurum çeşitlemesine göre, Şiraz şehrinde Pehud namında bir Keşiş’in kızı, dahası, İsfahanlı Kara Melik’in kızı Kara Sultan, kimilerine göre, Gürcistan kurucu lideri, Penek “Ban” Kalas’ının kumandanı olan Kurucu David’in, bu Çariçe Tamar isimli kızın iki ya da üç değişik anlatıda adından söz ediliyor. Bu yazıda ikisinden söz ediyorum. Biri Şeyh-i San'an anlatısı, ikincisi de bu Aslı Kerem anlatısıdır. 

Gürcistan kurucu lideri, Penek “Ban” Kalas’ının kumandanı, Ya da kraliçe Tamar'ın büyük dedesi olan Kurucu David (1084-1125), kızının Şirvanşah'a aşık olması için koşullar yaratmıştır.  Bu kızın adını söylemeliyim. Az yukarıda Kral David’in kızı olarak adından söz etmiştim. Şimdi burada da aktarmalıyım. Bu kızı biz, Çariçe Tamar olarak biliyoruz. Tamar halk söyleminde Damar olarak söyleniliyor. Bu Çariçe Kızın kendi adına yaptırdığı kiliseler, halk dilinde Damar adıyla anılıyor. Damar adası, Damar kilisesi, Çariçe Tamar’ın sarayı bir çok yer ve yerleşim yeri bu Çariçe Kızın adını taşıyor. Aslı Han adı bugün bile Gürcistan topraklarında yaşayan Türk asıllı insanların kızlarına verdikleri isimdir. Bu insanlar Hanaslı olarak isim veriyorlar. Artvin, Ardahan ile Ahıska “Çıldır” şehrinde de çok yaygın bir isimdir. 

Aşık Kerem’in koşmalarında Gürcistan adının geçmesi bundandır demeliyim. Kerem mahlaslı bir koşmayı buraya almalıyım. 

Seyreyledim Gürcistanı 

Kerem Kafiye 

Seyr eledim Gürcüstan’ın elini
Elleri var-bizim ele benzemez
Barli bağçalari karlı dağları
Gülleri var-bizim güle benzemez 

Alimleri yazi yazar me'nadı
Gülleri var-bin dertlere davadı
Güzelleri mehbubları e'ladı
Malları var-bizim mala benzemez 

Başlarına keçe papak koyarlar
Gelin kızlar al-yeşili giyerler
Çağıranda “modi modi” diyerler
Dilleri var-bizim dile benzemez

Coşkun-coşkun çaylarını geçmişem
Serin-serin sularını içmişem
Kerem deyer dilberlerin seçmişem
Hallari var-bizim hala benzemez. 

Biz, bu Kurucu David’in (1084-1125) kızı olan Çariçe Tamar’ı, Penek “Ban” Kalesinde, Şeyh-i San'an anlatısında, Şeyh-i San'an'ın aşık olup, uğruna dinini terk ettiği, Hristiyan dinine mensup bir Gürcü kızı olarak, Şeyh-i San'an anlatısın içinde olduğunu biliyoruz.

Benim edindiğim bilgilere göre Aslı Kerem Destanı öz olarak, Kafkas Albanyası devleti dönemine kadar uzanan bir anlatıdır. Bu anlatıyı küçük bir alıntıyla vermeliyim. Yani bu Aslı Kerem destanı (Astar Karam) destanının günümüze değişik çeşitlemelerle gelmesi demektir. Demeli ki, bu destanın başlangıç tarihi Kafkas Albanyası dediğimiz devletin dönemine kadar uzanıyor. Zamanla isim değişikliği , anlatının yenilenmesiyle günümüze gelebilmiştir. 

Dede Korkut destanlarında böylesi konular vardır. Müslüman ile haçperest arasında aşk ilişkisi, Dede Korkut destanlarında da geçer. Selcan Hatun Trabzon tekfurunun kızıdır. Dahası Göktürk, Moğol, Oğuz hanlarının evlendiği kızlar genelde yabancı kökenli kızlardır. Bu evliliklerin zamanla destanlara yansıması doğal bir olaydır. Bir başka açıdan bakarsak, Selçuklu hanedanlarının eşlerinden bazıları, Osmanlı padişahlarının hanımları genellikle yabancı kadınlardır. Dolayısıyla bu yanıyla bakılsa da konunun derinliği Dede Korkut destanlarına benzemesi gayet normaldir. 

Bazı araştırmacılar Aslı ve Kerem destanını Şeyh Senan söylencesine ait bir anlatı olduğunu yazarlar. Belli konularda benzerlik vardır, bu benzerlik Hıristiyan bir kızla Müslüman bir gencin aşk anlatımıdır. Keremin adıyla bilinen şu dörtlük sanırım konu benzerliğini gündeme getiriyor. 

Senan tek oda atdım Quranı
Donquz güddüm ele alıb esanı
Terk etdim Mehdini tutdum İsa'nı
Mescidim olubdur Kilise menim 

Bu dörtlük bize iki destan arasında belli ölçüde bir benzerlik olduğunu doğruluyor. Kerem'in Şeyh i Senan benzeri bir yol izlediğini anlatıyor. “Senan tek” yani Senan gibi demek istiyor.”[ii]  

Nereden bakarsan bak çeşitlemeye ve anlatıcıya göre yer ve şehir isimleri değişiyor, bu değişim öz olarak destan içindeki kahramanların da isimlerinin değişmesi gündeme geliyor. Ben en yaygın bilinen destan çeşitlemesinin içinde geçen isimlerle veriyorum. En yaygın bilinen çeşitleme, İsfahan çeşitlemesidir. Bende bu çeşitlemeyi temel kabul edip bu çeşitleme üstünden tüm isimleri vermeye çalışıyorum. 

Han Aslı, değişik çeşitlemelerde değişik isimler almasına rağmen, Her anlatıda Kerem’in aşkıyla tutuşup yandığı bir kızdır. Destan içinde Han Kerem’den sonra gelen ikinci baş kahramandır. Aslı Kerem Destanını okuyanlar çok iyi bilirler, Keşiş adıyla anılan, Kara Melik’in kızı Kara Sultan denilen Han Aslı’yı. Halep Şehrinde yanan sevgilisi Kerem’in küllerini saçlarıyla süpürürken Kerem’in külleriyle tutuşup yanan bir destan kahramanıdır. 

Kısaca bu bilgiyi de verdikten sonra, benim arşivimde bulunan Han Aslı mahlaslı 17 koşmayı okumak için sizlere sunuyorum. Bendeki koşma sayısı bu kadardır. Başka çeşitlemelerde umarım daha çok koşması vardır. Bu konuyu yazmak isteyenler bulur ve bu koşmaların içine katar. Şimdi bu Han Aslı Adıyla Destan içinde verilen koşmaları okuyalım.

***** 

01 Köç Köç Oldu 

Keremi-şikeste 

Köç-köç oldu köçdü eller obalar
Yol saldılar bu dağ o dağ üstünden
Dedim Kerem getmeginen kal burada
Götürmeyek dodağ-dodağ üstünden 

Ağır leşker üstümüze car oldu
Dağıldı dövletim tar-u mar oldu
Ahdı gözüm yaşı gilenar oldu
Nece düşer şebnem yarpağ üstünden 

Asli deyer meni getirdin cana
Od tutub alışdım çekdim zebana
Alagöz Kerem’i versinler mana
Eylesinler nasağ nasağ üstünden[iii]  

02 Kara Melik 

Kerem Kafiye 

Kara Melik ellerini köçtürdü,
Köc düzülüb o dağ, bu dağ ustune.
Dedim Kerem, gel getmeyek bu yerden,
Götürmeyek dodağ dodağ üstünden. 

Kara Melik sırrımızı car etdi,
Yıkıb dovletmizi tarimar etdi.
Akıdıb göz yaşın ah-kanlar etdi,
Ele bil şeh düşüb yarpak üstünden. 

Men Aslı Hanımam, doymuşam cana,
Bu dünyamız kalmayıb Süleyman’a.
Ala gözlü Han Keremi versinler mene,
Elesinler naşağ-naşağ üstünden. 

03 Ağlama Ağlama 

Keremi-şikeste 

Ağlama ağlama bağrım kan оlu
Kоy kоşum yanına kulları Kerem
Bir erize yazım sülеyman hana
Özün danış derdi-dilleri Kerem 

Ne keder atam var men оna pesem
İlkarımnan dönsem kessin kilisem
Dеme ki keribem men de bikesem
Çıhart heyalından оnları Kerem 

Asli dеyer: Kerem küvveli sanlı
Ölünce atamla оlacam kanlı
İstesen atlansın ecem оsmanlı
Virana kоyaram yоlları Kerem[iv]  

04 Karı Nene Gel 

Kerem Kafiye 

Karı Nene gel eyleme mezemmet
Bülbülüm var gülşenim var gülüm var
Zalim felek verib derdin bolundan
Göyden yere olub yaman zülüm var 

Ağ üstünden bağlamışam karamı
Tebibsen sen gel tez bağla yaramı
Gözü yaşlı koyub geldim Kerem’i
Yar yanında kasad olan dilim var 

Aslı’yem emeyim getdi badlara
Alışdım tutuşdum yandım odlara
Korhum budur Melik versin yadlara
Sevgilimden ayrı düşen elim var[v]  

05 Kerem Kuşun 

Keremi-şikeste 

Kerem, kuşun uçtu kоndu budağa,
Kerem оğlan, Kerem еyle, kuşun al!
Gözlerine vеrem kurban, sadağa,
Kerem оğlan, Kerem еyle, kuşun al! 

Benimle durusun gabağ-gabağa,[vi] 
Оlam kametine kurban, sadağa,
Ziyad Han оğluna оlmaz gadağa,[vii] 
Kerem оğlan, Kerem еyle, kuşun al! 

Bülbüller оkuyor baharın faslı,
Gözlerin söylüyor sevdayı sesli,
Adım Meryem idi, sen kоydun Aslı,
Kerem оğlan, Kerem еyle, kuşun al![viii] 

06 Aman Ana Gel 

Kerem Kafiye 

Aman ana, gel eyleme mezemmet,
Bülbülüm var, gülşenim var, gülüm var.
Kehbe felek verib derdin bolundan,
Göyden yere olub yaman zülüm var. 

Ağ üstünden bağlamışam karamı,
Tebib sensen gel tez bağla yaramı,
Gözü yaşlı koyub geldim Keremi,
Yar yanında kasad olan dilim var. 

Aslı’yem, emeyim getdi badlara,
Alışdım, tutuşdum, yandım odlara,
Korhum odur Melik versin yadlara,
Sevgilimden ayrı düşen elim var. 

07 Gelin Kızlar 

Keremi-şikeste 

Gelin kızlar, görün müşkül halımı,
Yandı Kerem, meni saldı bu derde.
Eydi kametimi, bükdü belimi
Yandı Kerem, meni saldı bu derde. 

Bize hakdan bele zülm olurmu,
Heç köklümüz bir açılıb gülürmü,
Menşerde görüşmek kismet olurmu,
Yandı Kerem, meni saldı bu derde. 

Sağlığında heç çekmedim nazını,
Dinlemedim şirin-şirin sözünü,
Açım mezarını, görüm üzünü,
Yandı Kerem, meni saldı bu derde. 

Kan Aslı’yem men bu yolda gezerem,
Bir derdimi min deftere yazaram,
Kerem kimi bu canımdan bizaram,
Yandı Kerem, meni saldı bu derde. 

08 Gelin Kızlar 

Keremi-şikeste 

Gelin kızlar, görün müşkül halımı,
Yandı Kerem, meni saldı bu derde.
Eydi kametimi büktü belimi
Yandı Kerem, meni saldı bu derde 

Bize Haktan bele zulüm olur mu
Heç gönlümüz bir açılıp güler mü
Mahşerde görüşmek kısmet olur mu
Yandı Kerem, meni saldı bu derde. 

Sağlığında heç çekmedim nazını,
Dinlemedim şirin-şirin sözünü,
Açım mezarını, görüm üzünü,
Yandı Kerem, meni saldı bu derde 

Han Aslı’yem men bu yolda gezerem,
Bir derdimi min deftere yazaram,
Kerem kimi bu canımdan bizaram,
Yandı Kerem, meni saldı bu derde. 

09 Yazıktır Benim 

Keremi-şikeste 

Yazıktır benim müşkül halimi
Yandı Kerem beni saldı bu derde
Eğdi kametimi, büktü belimi
Yandı Kerem beni saldı bu derde. 

Bize Hakk’tan bir inayet olur mu?
Maceramız hoş rivayet olur mu?
Mahşerde görüşmek kısmet olur mu?
Yandı Kerem beni saldı bu derde. 

Sağlığında çekmez idim nazını
Bastı yıktı ciğerimi bağrımı
Açın mezarını göreyim yüzünü
Yandı Kerem beni saldı bu derde. 

Can Aslı’yam ben bu yolda gezerim
Bir derdimi bin deftere yazarım
Şimdi Kerem gibi ben de yanarım
Yandı Kerem beni saldı bu derde. 

10 Nece Dözüm İndi 

Keremi-şikeste 

Nece dözüm indi men bu hesrete,
Ana, Kerem yandı deyib ağlaram!
Sevdiyim saldı meni bu derde,
Ana, Kerem yandı deyib ağlaram! 

Leyli üçün Mecnun dağlara düşdü,
Şirin üçün Ferhad kayalar deşdi,
Bu ayrılık bize mövladan keçdi,
Ana, Kerem yandı deyib ağlaram! 

Keşiş babam bu işe sebeb oldu,
Keremin ateşin üzüme saldı,
Bu ayrılık bize mövladan geldi,
Ana, Kerem yandı deyib ağlaram! 

Men Aslı’yem görmüş idim duşumu,
Akıtdım gözümden kanlı yaşımı,
Yolumda çekdirdi otuz iki dişini,
Ana, Kerem yandı deyib ağlaram! 

11 Allah Size Belalar 

Kerem Kafiye 

Allah size belalar versin, ana,
Ana, Kerem yandı deyib, ağlaram.
Qan ağlayır bağda güller, laleler,
Ana, Kerem yandı deyib ağlaram. 

Gödek etdiz siz Aslı’nın dilini,
Bülbül olan buraxarmı gülünü.
Gözümle görürem Kerem külünü,
Ana, Kerem yandı deyib ağlaram. 

Men Aslı’yem görmüş idim duşumu,
Akıtdım gözümden kanlı yaşımı,
Yolumda çekdirdi otuz iki dişini,
Ana, Kerem yandı deyib ağlaram. 

12 Elçiliğe Gelen Beyler 

Kerem Kafiye 

Elçiliye gelen beyler paşalar
Men başlık şertini düzgün isterem
Beş yüz tümen bey babama don pulu
Elbet ki min tümen özüm isterem 

Bir otak isterem temami şüşe
Bir usta isterem tutsungümüşe
Bir oğlan isterem heddi benövşe
Yanında Sohbettin sazın isterem 

Payız olar bağlar töker hezeli
Boynun sınsın sevmeyeydin ezeli
Kırh keniz isterem gürcü gözeli
İşvesin kemzesin nazın isterem 

Hudam yaratmayıb bele gözeli
Dodağı şirindir dili mezeli
Aslı deyer budur sözün ezeli
Ziyadhan oğlunun özün isterem 

13 Kızlar Gedin 

Yanık Keremi 

Kızlar gedin han Keremi getirin,
Bir boyuna bahıb seyran eylerem,
Eşkin piyalasın doldurub verin,
Sakinin elinden dövran eylerem. 

Gelene, gedene eylerem nezer,
Hanı bu dünyada men tek mahmenzer,
Her kim verse han Keremden bir heber,
Han babai yerine bir han eylerem. 

Yolunda koymuşam bu canı, seri,
Aslı’yem derdinden oldum serseri,
Kerem dedem koyub girse içeri,
Ağ üzden bir buse in'am eylerem 

14 Ey Müşkül Halim 

Yanık Keremi 

Ey! Müşkül halim var benim
Yandı Kerem yandı kül oldu gitti
Kalmadı takatı, büktü belimi
Yandı Kerem yandı kül oldu gitti 

Neler geldi neler geçti serine
Genç yaşımı feda kıldım yoluna
Gece gündüz ağlarımben zarına
Yandı Kerem yandı kül oldu gitti 

Şimdengerü men bu yerde durmam
Ağlayub da çeşmim yaşını silmem
Ahdim olsun men kimseye varmıyam
Yandı Kerem yandı kül oldu gitti 

Şimden sonra yüce dağlar başında
Güneşler doğmasun mezar taşında
Bir ataş püskürdü çıktı başında
Yandı Kerem yandı kül oldu gitti 

Ben Aslı’yam ah! Vah! Edüb gezerem
Bin derdimi bir deftere yazaram
Kerem deyub men ağlar gezerem
Yandı Kerem yandı kül oldu gitti 

15 Pünhan İdim 

Kerem Kafiye 

Pünhan idim, gelib çıkdın haradan?
Aman Kerem, meni rüsvay eyleme!
Meni sene kismet etsin Yaradan,
Aman Kerem, meni rüsvay eyleme! 

Heç olurmu bu yerlerde bele iş,
Keşiş babam duyar, eyleyer teşviş,
Doymadınmı, öp üzümden, kalk, siviş,
Aman Kerem, meni rüsvay eyleme! 

Ağa Kerem, paşa Kerem, kan Kerem,
Alış Kerem, tutuş Kerem, yan Kerem.
Aslı olsun boyuna kurban Kerem,
Aman Kerem, meni rüsvay eyleme! 

16 Ne Gezersin 

Kerem Kafiye 

Ne gezersin melul melul bu yerde
Aman Kerem beni rüsvay eyleme.
Beni sana kısmet eylesin yaradan
Ama Kerem beni rüsvay eylem. 

Hiç olur mu buralarda böyle iş
Keşiş babam duyar eder teftiş.
Doymadan öpüp yüzümden kalk sıvış
Aman Kerem beni rüsvay eyleme. 

Ağa Kerem, paşa Kerem, han Kerem
Ateş Kerem, tutuş Kerem, yan Kerem
Aslı olsun sana kurban han Kerem
Aman Kerem beni rüsvay eyleme.
*****

Yazının sonunda Aslı Kerem Destanında yer alan ve Azerbaycan / Gence çeşitlemesi olan anlatıda, Aslı Han adını almadan öncesi Meryem adıyla söylediği koşmanın destan içindeki aktarılan şekliyle yani Aslı Kerem’in ilk tanışıp atışma yaptıkları söyleşisi. Şimdi ben bu söyleşiyi kopyala yapıştır sistemiyle buradan vermeliyim. 

“Оğlan, sen kimsin? iznsiz bu bağa niye girmişsin?
Mahmut o an sazı eline aldı sinesine basarak, görek şahin kuşunu kızdan nasıl istiyor. 

17 Söyleşi: 

Aldı Mahmut:
Ay güzel kız, sed aferin Aslı’na,
Ala gözlüm, şahinimi getir vеr!
Benem о şahinin avcı seyyadı,
Ala gözlüm, şahinimi getir vеr! 

Mahmut bеle diyende kız bildi ki, şahin bunun kuşu. kara saçlarından üç tеl ayırıp, sinesine basarak saz eyledi, görek оna yani Mahmut’a  ne cavap vеrdi: 

Aldı Meryem:
Ben bilirim bu şahinin işini,
Kerem еyle, şahinini gel götür!
Şahin gerek yеsin avın döşünü,
Kerem еyle, şahinini gel götür! 

Aldı Mahmut:
Aynına giyersin güzel darayı,
Şana alıp tеllərini darayı;[ix] 
Seyyad оlan terlanını arayı,[x] 
Ala gözlüm, terlanımı getir vеr![xi] 

Aldı Meryem:
Avın şimdi bedeninden yaralı,
Bülbül оlan gül görmese, saralı;
Ne için durursun benden aralı?
Kerem еyle, terlanını gel götür! 

Aldı Mahmut:
Mahmut dеyir, neler geldi başıma,
Gidem söyleyim mi tayi-tuşuma?..
Avım sensin, güzel, çıktın karşıma,
Ala gözlüm, terlanımı getir vеr! 

Aldı Meryem:
Aslı dеdin, güzellerin gözüyem,
Aşıkların sohbetiyim, sözüyem,
Adım Meryem, Kara Kеşiş kızıyam,
Kerem еyle, terlanını gel götür! 

söz tamam olunca, kız dеdi:
Оğlan, Kerem еyle, tеz çık buradan git, Kеşiş babam gelip bizi görmesin.[xii]  

Bu yazdığım küçük yazı sadece bir betimlemedir. Asla  ve asla Türk Halk yazınına itiraz değildir. Destan içinde şiirleriyle var olan isimlerin ozanlar içine katılmasını istemekten başka bir sözüm yoktur. Bu yazıya ve bundan sonra yazacağım birkaç tanıtım yazısını bu amaçla kaleme aldım. 

Bir başka çeşitlemede geçen bu söyleşiyi de almalıyım.

 

 

Keşiş meselenin ahırından korkup Kara Sultanı bağda gizletti. Bunlar geriye kayıtdıkda Mirze beyin terlanı kolundan kalktı, uçup bağa geddi. Mirze bey kuşun dalınca bağa girdi. Orada Kara Sultanı görüp aşka alude oldu. 

Sazı basdı sinesine, görek Kara Sultan'a, Kara Sultan da ona ne dedi: 

Mirze Bey:
Kuşum uçdu bir hanımın bağına,
Meryem kızsan, esil eyle, kuşu ver!
Gözeller düzülüb solu-sağına,
Esil kızsan, esil eyle, kuşu ver! 

Kara Sultan:
Kerem kuşun uçdu, kondu budağa,
Kerem oğlan, kerem eyle, kuşu al!
Gözlerine verrem kurban, sadağa,
Kerem oğlan, kerem eyle, kuşu al! 

Mirze Bey:
Felek meni şad eyleyib güldürür,
Ağladıban çeşmim yaşın sildirir,
Bağa girsem, atan görüb öldürür,
Esil kızsan, esil eyle, kuşu ver! 

Kara Sultan:
Menimle durubsan kabak-kabağa,
Olum kametine men de sadağa,
Edil şah oğluna olmaz kadağa,
Kerem oğlan, kerem eyle, kuşun al! 

Mirze Bey:
Hesretin çekdim ki, camalın görem,
Boyun gül konçası, iyleyem, derem.
Adım Mirze beydi, sen koydun Kerem,
Esil kızsan, esil eyle, kuşu ver! 

Kara Sultan:
Bülbüller ohuyur baharda fesli,
Gözlerin olubdur canımın kesdi,
Adım Kara Sultan, sen koydun Esli,
Kerem oğlan, kerem eyle, kuşun al! 

Her ikisi bir-birile şirin sohbette oldular. Kara Sultan keşişin heber tutmasından korhub dedi: 

 

Orhan Bahçıvan »Halis Kızılateş«


[i] Hikâyet İ Kerem Han, Erzurumlu Kerem Han.
[ii] Han Aslı ile Han Kerem Dede Kerem Destanı.
[iii] Kerem Dede, Kuzey Anadolu Çeşitlemesi. Benzer bir şiirde Aşık Kurbani adına veriliyor.
[iv] Aslı Kerem destanında Aslı adına söylenen sözler.
[v] Kerem ile Aslı hikayesinde Aslı adına söylenilen şiiridir.
[vi] Gabağ gabağa: yüz yüze.
[vii] Gadağa: yasak.
[viii] Gence Çeşitlemesi.
[ix] Şana: Tarak.
[x] Seyyat: Avcı.
[xi] Terlan: Şahin.
[xii] Gence Çeşitlemesi.Gence şehrinde oturan ve kafdan kafa hüküm süren, Ziyad Han denilen şahsın oğludur Kerem...

31 Mart 2022 Perşembe

Göleli Ozan Sırrı Arpaç.


Göleli Ozan Sırrı Arpaç.

İnsanoğlu eğer bana sorarsan
Yürekten sıkılan eli severim
Gün gelir de dediğimi yorarsan
Gerçeği söyleyen dili severim 

1958 - 2022 yılında Göle’nin Poladik (şimdiki adı Kayaaltı) köyünde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Ardahan’da, yükseköğrenimini Ankara’da tamamladı. 

Aşıklık geleneği ve şiirle küçük yaşlarda ilgilenmeye başladı. Köylerine gelip giden aşıklar ve okuduğu kitaplar aracılığıyla kendini geliştirip bilgisini pekiştirdi. 

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Çeşitli gazetelerde muhabirlik, köşe yazarlığı, vakıf ve derneklerde yöneticilik yaptı. 

2003 yılından bu yana Çankaya Halk Eğitim Müdürü olarak görev yapmakta olan Sırrı Arpaç’ın şiirleri değişik gazete, dergi ve araştırmalarda yayınlandı. 

Sırrı Arpaç’ın şiirlerinin bir bölümün yer aldığı »Az Düşünün Çok Gülün«, »Mesaj« ve »Her Biri« ve »Unutursam Ayıp Olur« (2007) adlı kitapları bulunmaktadır. 

Sırrı Arpaç’ın bu araştırmada yer alan tüm şiirleri ilk kez yayınlanmaktadır.

* * *
Beni 

Kara talih senle yoldaş mı oldum
Cambaz gibi telde gezdirme beni
Tuzağına düştüm tazeyken soldum
Canımdan tenimden bezdirme beni 

Şu dünyaya geldik bir gün görelim
Düğüne bayrama biz de varalım
Eşe dosta soframızı serelim
Ele rüsva edip ezdirme beni 

Her işin bitti de bana kaldıysa
Nasibim kesilip vadem dolduysa
Sırrı Arpaç eğer sonun geldiyse
Hal bilmez ağyara yazdırma beni

* * *
Biri Var 

Doksan altı yılı bir yaz ayında
Merdiven başında gördüm biri var
Sanki dersin paşa beyin soyunda
Aslını neslini sordum biri var 

Güzel dili vardır sade konuşur
Her fırsatta benim ile danışır
Zora düşünce de hemen savuşur
Öylece gönlümü verdim biri var 

Feda oldum ben de onun yoluna
Bir gün geldi girdi benim koluma
Şöyle bir baktım da sağım soluma
Yoluna yün halı serdim biri var 

Uzunca bir zaman geçti aradan
Bir gün geldi geçti bizim buradan
Bize yardımcı ol ulu yaradan
Sanki yarasını derdim biri var 

Her zaman yardımı eder düşküne
Sırrı sevdalandı yarın aşkına
Neler oldu birden döndü şaşkına
Belki de rüyada erdim biri var

* * *
Gidiyorum 

Bu gönlümün feryadını
Yaza yaza gidiyorum
Sevdiğimin zor halini
Seze seze gidiyorum 

Bu dünyayı saydım hiçe
Katıldım bir ulu göçe
Her saniye içten içe
Sıza sıza gidiyorum 

Çok şeyler geçer elime
Hep sahip oldum dilime
Demedim bir kem kelime
Yaza yaza gidiyorum 

Sırrı Arpaç der bahane
Bu dünya da kalmaz sana
İncileri tane tane
Dize dize gidiyorum

* * *
Severim 

İnsanoğlu eğer bana sorarsan
Yürekten sıkılan eli severim
Gün gelir de dediğimi yorarsan
Gerçeği söyleyen dili severim 

Dostlarla bal olur gerçeğin tadı
Söz ile ün alır insanın adı
Meyvesiz bahçede bülbül feryadı
Dikeni batsa da gülü severim 

Sevgiden güç alır iyiy’ ararım
Doğru söyleyenle dostluk kurarım
Nadan diyarından durmaz kaçarım
Hep dostluğa varan yolu severim 

Sırrı bu sözlerin yarar mı yarar
Dostlarını gözü görmezse arar
İnceden eleyip daim sık tarar
Sırmayla örülmüş teli severim 

 

Bekir Karadeniz / Orhan Bahçıvan
Doğulu Halk Şairleri


 

20 Mart 2022 Pazar

Nevruz / Bahar / Kara Saban-Ekin Bayramı!


Nevruz / Bahar / Kara Saban-Ekin Bayramı! 

Asya Toplumlarında Yılgayak.
Bizde ise Kara Saban-Ekin bayramı. 

Nevruz iki sözcükten oluşan ve Yeni Gün anlamına gelen Fars »İran« dil kökenli bir sözcüktür. Bu sözcüğün Fars dilinde yazılışı Nouruz'dur. Ancak Türkçe söylenişi ise Nevruz olarak dillerde dolaşıyor. 

Mart 21. gününü Mart 22. gününe bağlayan ve gece ile gündüzün eşitlendiği, 21. Mart gününe rastlar. Bu nedenle baharın başlangıcı olarak değerlendirilir. Oysa anlamının derinliklerinde, zulmün ve zorbalığın sona erdiği, hak, hukuk ve adalet kavramlarının ön plana çıktığı, yaşanılır olan aydınlık günlerin başlangıcıdır. Öz olarak dondurucu kış günlerinin bitişi yani yaz-bahar aylarının gelişi. 

Nevruz sözcüğünün tanımladığı ve Anadolu ile ön Asya halkları arasında bayram niteliğinde kutlanılan bu geleneğin başlangıç noktasını, tarihi kaynaklar M.S. 2. yüzyılda Pers İmparatorluğu tarihi kayıtlarında yazıldığını söylüyorlar. 

Bu tarihin öncesinin de olduğunu yazmalıyım. Şöyle bir olaydan söz edelim. Yaklaşık M.Ö. 648- 330 yılları arasında Pers İmparatorluğu egemenliğinde bulunan değişik halklar tarafından, Pers Şahına Nevruz Bayramında değişik hediyeler sunulduğuna dair bilgiler bulunmaktadır. Bu bilgilere göre, Nevruz bayramının kutlanış tarihi M.Ö. 648 ve 330 lu yıllarına ve daha ötelere kadar uzanıyor diyebilirim. 

Gelelim en yaygın anlatım olan söylenceye. Söylence şöyle: Eski Fars, günümüz söylemiyle İran söylencesine göre halkın şikâyetçi olmadığı Kral Cemşit devrilir ve yerine zalim bir kral olan Dehak gelir. Yeni kral kısa zamanda etrafa saldığı dehşetle adından söz ettirir. Efsaneye göre şeytan, aşçı ve hizmetçi kılığında Dehak`a hizmet eder. Ona güzel yemekler yapar. Bu nedenle Dehak ondan memnundur ve bir dileği olursa yerine getireceğini söyler. Şeytan da bunu fırsat bilerek onu, iki omzundan öpmek istediğini söyler. Dehak buna izin verir. Şeytan Dehak`ın iki omzundan öptükten sonra aniden ortadan kaybolur. Dehak`ın omuzlarının öpülen yerlerinden iki yılan belirir. Dehak yılanları hemen kestirir, ama kestikçe yeniden çıkarlar ve Bu iki yılan Kral Dehak’a korkunç acılar verir. 

Ülkedeki bütün hekimler çağrılır, ama hiçbiri bu derde çare bulamaz. Şeytan bu kez Doktor kılığında saraya gelir. Bu acıların dinmesi için, yılanların her gün iki genç insanın beyni ile beslenmeleri gerektiğini söyler. Böylece insanlığa karşı kötülük amaçlanıyor ve şeytan amacına da ulaşıyor. Dehak adamlarına emir verir; her gün iki genç insan saraya getirilir, başları kesilir ve beyinleri yılanlara yedirilir. Zamanla binlerce genç insanın ölümü halk arasında büyük tepkilere neden olur. 

Halk korku ve dehşet içindedir. Sonraları Dehak`ın sarayına aşçılık için alınan iki iyi niyetli insan; Armail ve Karmail, her gün getirilen iki genci saklarlar ve onların yerine iki koyun beynini Dehak`a götürürler. Ölümden kurtulan gençler dağlara sığınırlar. Bu durumun 30 yıl kadar sürdüğü söylenilir. Bir gün, 12 oğlundan 11 oğlunu Dehak`a kurban veren Demirci Kawa adındaki demirci, son çocuğu da istenince buna isyan eder. Halkını ve bunca yıldır dağlara sığınan insanları örgütler, hep birlikte Dehak`a saldırırlar. Demirci Kawa önderliğindeki bu halk ayaklanması zaferle sonuçlanır. Saray ele geçirilir ve Dehak öldürülür. 

Bu olaydan sonra Krallığa, adil kişiliği ile bilinen Feridun getirilir. M.Ö. 21 Mart 612 de vukuu bulan bu hadise büyük ateşlerin yakılması ile kutlanılır. Bu olayların göstergesi olarak, yeşil, kırmızı ve sarı renklerden yapılmış Demirci Kawa`nın peştamalı zaferden sonra sarayın burçlarına asılır. Diğer bir söylentiye göre de Demirci Kawa`nın deriden olan peştamalı, Dehak`tan sonra Demirci Kawa’nın önayak olmasıyla başa getirilen yeni Kral Feridun tarafından renkli taşlarla süslenerek sarayın burçlarına asılır. Bu bayrak yüzyıllar boyu Mezopotamya'dan İç Asya'ya kadar zulme karşı direnen isyancıların bayrağı olmuştur. 

Bu anlatıdan sonra ben bu yazının içine bir başka söylenceyi daha almalıyım. İnternet sayfalarına göz atınca, bir değil, Demirci Kawa adıyla anlatılan onlarca isyan çeşitlemelerinden söz edildiğini okuyabilirsiniz. Bunlardan bir tanesi de Ninovalı Demirci Kawa olayıdır. Ben buraya o anlatıyı, Vikipedi Özgür Ansiklopedi sayfasından  kopyala yapıştır sistemiyle eklemeliyim.

»Ninova'lı Demirci Kawa'nın Söylencesi: 

Bir diğer söylenceye göre de Demirci Kawa, 20 Mart'ı 21 Mart'a bağlayan gece sabaha kadar demir ocağının başında sabahlar ve oğlunu zalim Asur kralı Dehak’ın katliamından kurtarmak için çareler düşünür. İsim olarak, Dehak bazı yazılı kaynaklara göre de, Zuhak olarak yazılan bu seslenişi en eski yazılı kaynakların Asur Kralı olarak verdiğini yazmalıyım. Şimdi ben sözün bu noktasında Ninova  ile Asur devleti hakkında az bilgi vermeliyim.

Asur Devleti'nin merkezi olan Ninova; Dicle nehrinin karşısında ve doğu yönünde, Musul'un yanı başındadır. Ninova şehrini kuran Ninova veya Ninos. Ninova, Asurluların hükümdarı olup 52 sene hükümran olmuştur. Asur Devleti yaklaşık 1300 yıl varlığını sürdürmüştür. 

Demirci Kawa  bu zalim Dehak’ın yaptığı katliamlardan kurtulmayı düşünürken imdadına göğün yedinci katındaki iyiliğin temsilcisi Hürmüz yetişir. Ninova'lı Demirci Kawa’nın yüreğini sevgi ve umutla doldurur ve bileğine güç, aklına ışık verir. Ona Zalim Dehak'tan kurtuluşun yolunu öğretir. 

21 Mart sabahı, gün doğduğunda, Demirci Kawa oğlunu kendi eliyle Dehak’a teslim etmek ister ve zulmün ve kötülüğün kalesi olan Dehak'ın sarayına girer. Oğlunu Dehak’ın huzuruna çıkarırken yanında getirdiği çekicini Dehak’ın kafasına vurur. Dehak’ın ölü bedeni Demirci Kawa’nın önüne düştüğü anda kötülüğün alevi söner. Kısa sürede bütün Ninowa ve bölge halkı isyan eder ve ateşler yakarak saraya yürürler. 

Zulme karşı isyanı başlatan Demirci Kawa demir ocağında çalışırken giydiği yeşil önlüğü yırtılınca, demirci önlüğüne sarı bir yama yapar, o yama da yırtıldığında üstüne kırmızı bir yama yapar. İşte o günden sonra yeşil, sarı, kırmızı; isyanın bayrağının renkleri, ocağındaki ateşi ise özgürlük meşalesi olur. Ninowa cayır cayır yanarken meşaleler elden ele dolaşır, dağ başlarında ateşler yakılır ve kurtuluş coşkusu günlerce devam eder. 

Dehak’tan kurtulan Ninova halkı ve zamanla bu sahada yer alan tüm halklar 21 Mart’ı özgürlüğün, kurtuluşun ve halkların bayramı olarak kutlarlar. Demirci Kawa; başkaldırı kahramanı, Nevruz ise; direniş ve başkaldırı günü olarak tarihe geçer.« 

21 Mart'ta kutlanan bayramın Nevruz mu? Yoksa Newroz mu? Olduğunun sorun edilmesi durumunun gerekçesi sadece anlamsal olabilir. Ama bu problem Türkiye'de bazı politik tahribatlar yarattığı kesindir. Kelime anlamı "yeni gün" olan Newroz, Ortadoğu'daki pek çok Kürt için birleştirici, ulusal varlıklarını ayakta tutan ve kültürel kimliklerinin sembolü olan bir anlam taşıyor. Yıllardır kutlanan Nevroz Bayramı 1980 ve 1990 lı yılların ortalarına doğru »yasadışı eylem« olarak değerlendirilerek yasaklanmıştı. 

Bu Bayramı kutlamaya çalışan birçok insanın tutuklandığını hepimiz hatırlıyoruz. Yasaklara rağmen kutlanmaya devam eden ve zaman zaman çatışma ortamına kadar gelen bu geleneğe karşı Ankara 1990 lı yılların ortalarında başlamak üzere Türk kültür dernekleri, politikacılar ve devlet kurumları büyük bir çaba ile bu bayramının Newroz değil, Nevruz olduğunu, dolayısıyla Türklerin Bayramı olduğunu kabul ederek kutlamaya başladılar. 

Aslında Asya toplumlarında yaygın bir şekilde Yılgayak ya da Cılgayak adıyla kutlanan bu baharı karşılama törenleri değişik adlarla tüm Asya toplumlarında var. Mezopotamya bu toplumların dışında olmamalı bence. Sümer kaynaklarında ve Asur kaynaklarında da vardır bu kutlamalar. Bu olayı az genişletirsek Hurriler, Hititler dahası, Mısır topraklarına kadar uzanan bir yeni yılın gelişini kutlama geleneği diyebiliriz. 

Nevruz Bayramı Anadolu, Mezopotamya ile Asya toprakları üstünde yaşayan değişik Türk halkları arasında, baharın gelişi olarak kutlanılır. Bu kutlamaya ek olarak Göktürklerin Ergenekon’dan çıkıldığı gün olarak kabul edilir. Bu nedenle bu güne Ergenekon Bayramı da deniliyor. 

Soğuk kış günlerinin bitişi ve baharın gelişi özünde insanların toprakla, yeşil ile bütünleşmesi olayı olarak tarla sürmek, bağ bellemek, ekin ekmek olayı öne taşınıyor. Kafkas halkları bu olayı o dönem ekin ekme aracı olan kara saban ile eşleştirerek ve bu bayrama Kara Saban bayramı demişler. 

Sözün bu noktasında şöyle demeliyim. Yılgayak ya da Cılgayak adıyla anılan Asya toplumlarının yerel kültürlerinde binlerce yıldır var olan ve değişik adlandırmalarla seslendirilen bu kutlamalardan söz etmeliyim. 

»Yılgayak, Türk ve Altay halk kültüründe yeni yıl başlangıcı olarak biliniyor. Nevruzla eşanlamlı olarak kullanılsa da Yılgayak kavramının Nevruzdan en önemli farkı, sadece bir anlık olmasıdır. Bu kutlama gününe Cılgayak da deniliyor. 

Yıl/Cıl) kökünden türemiştir. Yıl sözcüğünden gelmektedir. Yılın geçişi demektir. Yıl ve kaymak sözcüklerinin bileşimi olduğu da dikkate alınmalıdır. Sözü dolandırmadan ben size bir liste sunmalıyım. 

Değişik halkların konuştuğu değişik dil yapılarına göre bu bayram nasıl isimlendiriliyor. Bir liste vermeliyim. Bu liste değişik internet sitelerinde yer alıyor. Bende oralardan toparlayıp yazının bu bölümüne ekledim. Demem şu, bu özünde Bahar bayramı olan kutlamanın tarih süreci içinde değişik isimler alması ve değişik ulusların dillerine göre adlandırılması çok normal bir olaydır. 

Nevruzun değişik Halk dillerine göre adları: 

Altay Türklerinde ki adı: Cılgayak Bayramı
Azerbaycan Türklerinde ise Ergenekon ya da Bozkurt Bayramı.
Başkurdistan topraklarında Ekin Bayramı
Doğu Türkistan’da yeni gün ya da Baş Bahar
Gagavuzlarda İlkyaz
Hakas Türklerinde Cılsırtı ya da Ulu Gün
Kafkaslarda Kara Saban-Ekin, Çiftçi Bayramı
Karaçay Malkar Türklerinde, Gollü Gutan, Saban, Toy, ya da Togri Toy.
Kazak Türklerinde Ulus Günü.
Kazan Türkleri ile Karakalpaklarda Terekeme ya da Ergenekon Bayramı.
Kumuk Türklerinde Yazbaş,
Nogay Türklerinde Kara Saban, Nevroz, veya Toy,
Türkmenlerde Teze Yıl,
Uygur Türklerinde ise Yeni Gün olarak kutlamalar yapılır.

Her ne adla kutlanılırsa kutlanılsın, zorlu kış günlerinin bitişi, gece ile gündüzün eşitlendiği zamana, anlam bakımından bahar bayramı denilmektedir. Bu bayramın anlamı üzerine, önemli tarihi olayları yüklemek günümüz anlatımıyla, bir Batini geleneği olduğunu söylemeliyim.

Yılın ilk günüdür. Bahar bayramı olarak kutlanılır. 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece gündönümüdür. Gece ve Gündüz eşitlenmiştir. Dünyanın yeniden doğumu olarak algılanabilir. O gece tam o anda bütün doğa ve tüm kainat bir anlık bir uykuya dalar. Irmaklar bir an için durur sonra yeniden akmaya başlar. “Evrenin Uyuduğu Bille” (Alemin Yattığı Zaman) adı verilen bu anda canlı cansız tüm varlıklar bir anlık bir uykuya dalarlar. Başka bir deyişle bir an için ölüp geri dirilirler. O bir anlık vakit aslında yaradılıştan bu yana o anda geçen tüm zamanları içinde barındıran bir andır. Dünya sanki yeni baştan yaratılır. Yaratılıştaki kaosun bitip, düzenin yeniden başladığına bir anlamda mutluluk duyulur. Dünyanın soluğu ısınır, yeryüzüne yemyeşil ipek bir halı serilir.

Nevruz sözcüğü Farsçada Yenigün demektir. Uluğ Bey takviminde de yılın ilk günüdür. Diğer adı Uluğgün (Ulu Gün)’dür. Gündüz ve Gece eşitlenir. O gece evdeki tüm kap- kacak taze su ile yıkanır. Gün doğarken insanlar gidip akarsuda veya pınarlarda ellerini yüzlerini yıkarlar. 

Dahası İslam inancıyla bağlantılı olduğunu söyleyerek abdest alır, yeni yıl namazı kılarlar. Bir inanışa göre Tanrı insanı bugünde yaratmıştır. Adem ile Havva bugünde yeryüzünde kavuşmuştur. Ali’nin bugün doğduğu varsayılır. Ergenekon’dan Bozkurt’un önderliğinde bugün çıkılmıştır. 

Yeni yılın ilk ayına Oşlak Ay adı verilir. Daha başka pek çok isim kullanılır: Ekin Bayramı, Gollu, Gutan, Tagrıtoy, Ulus Günü, Yazbaş, Mereke, Yılsırtı, Yışak, Ihıyah, Isıyah, Bozkurt Bayramı, Özgürlük Bayramı gibi.« 

İster Newroz ve isterse Nevruz olsun. İster Bahar Bayramı istersen Kara Saban Ekin bayramı, İsterse Özgürlük Bayramı olsun. İster Yılgayak isterse Cılgayak bayramı olsun. Bilinen şudur. Kutlama törenleri hemen hemen aynı. Anlatılan söylence aynı yani kısacası her şey aynısı sadece dil kurallarına göre her toplum kendi diliyle anlatıyor. Kim nasıl söylerse söylesin bu bayram Tüm Halkların birleştiği, kardeşliğin, barışın hakim olduğu bir bayram olsun.

Son söz olarak değişik gazete ve dergilerde verilen haberleri aktarırsam, şunu demek gerekiyor. 2010 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, tarihi süreç olarak üç bin yıldan daha uzun bir süredir kutlanmakta olan Nevruz Bayramını Pers yani İran Kökenli bir şenlik olarak, dünya Nevruz Bayramı ilen etmiştir.

28 Eylül – 2 Ekim 2009 tarihleri içerisinde Abu Dhabi'de hükümetler arası toplanan Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu, Nevruz’u Dünya Manevi Kültür Mirası Listesine dahil etmiştir. 2010'dan başlayarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Mart'ı "Dünya, Nevruz Bayramını Pers yani İran kökenli bir şenlik olarak kabul etmektedir. 
»21 Mart  2017«

 

Orhan Bahçıvan. »Halis Kızılateş«


18 Mart 2022 Cuma

Bağdatlı Şair Fazlî, »Fuzûlî’nin Oğlu«

Bağdatlı Şair Fazlî, »Fuzûlî’nin Oğlu«

...

 

Bağdatlı Şair Fazlî,
Mehemmed Fuzûlî’nin Oğludur. 

Bağdat, ? - Bağdat, (51. 1605) yılıyla tanıtılan, XVI. yüzyıl Azerbaycan şairlerinden olan Fuzulizade Fazlî divan şairi (51. 1605). Fuzuli’nin oğludur. Şair Fuzuli Kerbelalı olarak bilinir. Oğlu ise Bağdatlı olarak bilinir. 

Yazın dünyasında sürekli çeşitleme olarak verilen Azerbaycan yazını, Türkiye yazını, Kazakistan yazını, Türkmenistan yazını, Özbekistan yazını gibi ayrıştırmalara karşı olduğumu yazmalıyım. Kim hangi sahada yazıyorsa yazabilir, ancak tüm yazarlar Türkeli’nin yazarları, ozanlarıdır bu böyle bilinmelidir. Sadece doğduğu yerin adı yazılırsa bence doğru olanı yazmış oluruz. Bu yazar, ozan, sanatçı, ressam şu şehirde doğdu, şu şehirde öldü tanımlaması yeterlidir. 

Şair Fazlî Bağdat'da yaşamış ve oradaki Azerbaycan şiirinin güçlü temsilcilerinden biri olmuştur. 1605 li yıllarda Bağdat Azerbaycan toprağıydı. Kerbela dahil o topraklar Osmanlı ile Azerbaycan arasında sürekli el değiştirmesine rağmen bu topraklar genelde Azerbaycan toprağı sayılıyordu. 

Şair Fazlî’de Babası Mehemmed Fuzûlî gibi Oğuzlar'ın Bayat boyuna mensup olan bir şairdir. Şair Fazlî  ilk derslerini babasından almıştır. Yaşamı boyunca şiir ve tasavvuf alanında ün kazandı, özellikle, tarih düşürme ve muammada başarılı örnekler verdi. Bu nedenle Ruhi Bağdadî, bu şairi değerlendirme yazısında, tarih düşürme sanatındaki başarısını değerlendirerek kendisine zamanın tarihçisi adını vermiştir. 

Ahdi Bağdadî "Gülşenü'ş-Şuarâ" adlı tezkiresinde Fazlî'nin Azerbaycan Türkçesi ile şiirler yazdığı gibi, Arapça ve Farsça da şiirler yazdığını, muamma ve tarih düşürmeleri bulunduğunu, aşk ve duygu yüklü lirik şiirlerinin değerli olduğunu belirtmiştir. Onun bazı lirik şiirleri cönkler aracılığıyla günümüze kadar ulaşmıştır. 

Gazellerinin en önemli özelliği sanatlı dili ve samimiyetidir. Fazlî, Azerbaycan Türkçesiyle müstezatlar yazan ilk şairlerdendir. Halk şiirinin etkisiyle kaleme aldığı koşmaları dikkate değerdir. 

Hayatı ve eserleriyle ilgili bilgiler Mühteser Azerbaycan Edebiyyatı Tarihi (Baku 1943, C.l) ve Hamid Araslı'nın Büyük Azerbaycan Şairi Fuzûlî (Baku 1958) adlı eserlerinde mevcuttur. 

Bağdat valisi Murad Paşa tarafından 1569’da Kazımeyn minarelerinden birinin onarımı üzerine düşürdüğü tarih beyti oldukça ünlüdür. 

Yine Murad Paşanın Bağdat’ta yaptırdığı Muradiye camiinin kitabesini yazdı. Bilinen kitabeler bunlar olmasına rağmen Şair Fazlî daha kaç caminin minaresine kitabe yazdı bilemiyoruz. 

Azerbaycan Türkçesiyle bir büyük Divan’ı olduğunu yazıyor kaynaklar.[i] 

Bu tanıtım yazısının sonuna küçük bir not eklemeliyim. Babası Mehemmed Fuzûlî ile sürekli karıştırılan şairin en öne çıkan yanı yukarı da sözünü ettiğim Fazlî, Azerbaycan Türkçesiyle müstezatlar yazan ilk şairlerdendir. Halk şiirinin etkisiyle kaleme aldığı koşmaları dikkate değerdir. Kanımca babasından ayrılan en önemli yanı da burasıdır.

***** 

Ben Yandım El Yanmasın 

Fazlî Divanı 

Bir güzeli meth edeyim bari alem yanmasın
Pervaneler gibi her dem can-u alem yanmasın
Hüsnüne mağrurlanırsın Yusuf-u Kenan'mısın
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın 

Ebruların şem’i ile yanmakta pervaneler
Al yanağın gamzesine dizilmiş durdaneler
Zülcelalın hikmetinden ne doğurur anneler
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın 

Gözlerin inkara benzer ebrular keman olur
Her kaçan yüzüne baksam katlime ferman olur
Yüzünü görse bir kafir şüphesiz iman bulur
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın 

Ey Fazili yeter gayrı eyledin bunca cefa
Serimi yoluna koydum gelmedin sen insafa
Güzellerin padişahı ya Muhammet Mustafa
Mah yüzüne bir nikap çek ben yandım el yanmasın[ii]
***** 

Beni Candan Usandırdı.[iii] 

Semai 

Beni candan usandırdı
Cefadan yar usanmaz mı
Felekler ahımdan yandı
Selvi’nin canı yanmaz mı 

Selvi olsun cana canan
Devayı dert etsin ihsan
Anda bana kılsın derman
Beni hastası sanmaz mı 

Gülüm bahçasında kaldu
Kaynadı gözlerim doldu
Habibim seyrini buldu
Gönül buna inanmaz mı

Gamı pünhan edip kılmam
Ben gamdan nasibim almam
Desen ol bi-vefa bilmem
Vefa bilenler kanmaz mı 

Fazıli özün haydadır[iv]
Selvihan Sultan toydadır
Deyin ki o ne huydadır
Yılda bir bizi anmaz mı
***** 

Olmaq Gerek 

Koşma 

Dünyâda gözeller de'visin qılan
Değil, ane nece yar olmaq gerek
Xülq-xoyi melek, sureti insan
Şeker sözlü, şîrin kâr olmaq gerek 

Sürahi gerdenli, lebleri qonce
Sedr vâseh ola, ol beli ince,
Mîyâne boyl'ola, dalsı kenekee
Ol püste dehânı dar olmaq gerek 

Qırmızısı qırmızı, ağa tay ola
Ol qarası qara, qaşı yay ola
Gül yanağı bedirlenmiş ay ola
Sinesinde qoşa nar olmaq gerek 

Gözleri nergis tek şö'levâr ola
Müjganları çövresinde xâr ola
Alıcı terlan tek sebükbâr ola
Me'rifetden xeberdâr olmaq gerek 

On beş yaşlı ola miyâne boylu
Çox lağer olmaya, qucağa dolu
Qolu uzun, ağ elleri qmalı
Sinesi hem taze qar olmaq gerek 

Şekk olmaya anın esil-soyuna
Âqil-dânâ ola xülq ü xoyun
Can aslı ola zülf ü mûyuna
…………………………. [v] 

Xoş ana kim, ola bir bele yân,
Her kimin yox, men tek olubdur zarı,
Fezlî'ya, sen çağır ulu cebbarı,
Sene mehşer günü yâr olmaq gerek
***** 

Bahtımız Açıldı 

Koşma 

Bahtımız açıldı minnet Huda’ya
Şimden geri gönül meydan bizimdir
Feryadımız çıksın arş-ı alâya
Bülbüller ötmesin figan bizimdir 

Hep güzeller bir araya derildi
Yâr evinde ulu divan kuruldu
Gördüm rakip bu dergâhtan sürüldü
Şimden geri huri gılman bizimdir 

Gel gönül derd-i ferdadan geçelim
Aşk ile muhabbet babın açalım
Saki doldur peymaneyi içelim
Devlet hünkârındır devran bizimdir 

Çok şükür muradım aldım Hüda’dan
Hacetim kalmadı bay ü gedadan
Gel fariğ ol Fazlî kuru duadan
Âlem padişahın seyran bizimdir
***** 

Merdümleri Gözün ki 

Gazel 

Merdümleri gözün ki, bulaşdırdı qanlara
Cellâd imiş ki, yazığı gelmez cavanlara 

Derd ü qem ü elem çü yüz verdi, ey gönül
Xoşhâl olub tevâzeh eyle, get hem anlara 

Âh, o periden ayrılalı önce ağladım
Gözüm yaşıyla seller axar bâğbanlara 

Zâhid, eğer xetâ ise ol zülfü sevdiyim
Qebrim içinde yalvarayim qoy ilanlara 

Ey Fazlî, söyle derdin bir xezef itirmezem
Qanh yaşımla yazım anı bir divanlara.
***** 

Sebrim Tükendi. 

Gazel 

Sebrim tükendi, möhnete qatlana bilmezem
Su başdan aşdı, eşq oduna yane bilmezem 

Sen serv boylu dilberi tek etmezem eğer
Ömrüm budağı cövr ile utana bilmezem 

Yarın başına ay ile gün peyke çevrilir,
Ol şem'e menden özgeni pervane bilmezem 

Âlem bilir ki, şol senemi sevmişem, reqib
Başım gederse men bu işi dana bümezem 

Vergil bu Fazlî kamu... ferdâye qoymagil
Yoxdur vefası Ömrümün, inane bilmezem
***** 

Xeberlerin 

Gazel

Buldum saçında leylerü'1-esrâ xeberîerin
Sordum lebinde mö'ciz-i İsâ xeberlerin 

Bâd-i sebâya zülf peyâmm getir dedim
Geldi, getirdi başıma sevda xeberlerin 

Mecnûn oturdu, iller ile baxdı yollara
Bir kimse doğru vermedi Leylâ xeberlerin 

Dîdâre tâqet ede bilir misen, ey gönül
Eşitmedin mi nûr-i tecellâ xeberlerin 

Kipriklerin ki, leşkerini yığdı bir yere
Ol saldı Fazlî canına qovqâ xeberlerin
***** 

Veremi Derdi Benim 

Gazel 

Veremi derdi benim derdime derman veremi
Vaktidir dem be dem artar yüreğimin elemi 

Yüzünü görebilsem mürailerden sanmada
Ey kızıl gül sana kim çekti dibinden haremi 

Yüzüm yerlere sürüp ta geceler yalvarayım
Kâfire verir muradın ya bana vermeye mi 

Hayli demdir ben anın gözlerinin hastasıyım
Süre gelse yüzümün üstüne bassa kademi 

Fazlî sen mahı seversen yüzünü dergâha tut
Böyle mahzun koya mı çoktur Allah’ın keremi
***** 

Saçının Zıll-ı Hüması. 

Gazel 

Saçının zıll-ı hüması tac-ı devlettir bana
Game ile baktığı ayn-ı inayettir bana 

Kirpiği kaşı saçı ağzı dudağı dişleri
Mushaf’ı Hak’tır ki her harfi bin ayettir bana 

Hatt u halinde sebilullaha yol ayırduğum
Kimseden minnet değil Hak’tan hidayettir bana 

Dilberin cevrin görüp tan etmeye nâdân rakib
Kim anın cevr ü cefası çok inayettir bana 

Ger selamet gömleğin aşkında giysem gam değil
Bu muhabbet kisveti Hak’tan hidayettir bana 

Fazıli maşuk sırrın gayr edime nitekim
Fazl-ı Rabb-ül âlemin vermiş nedamettir bana
***** 

Ey Serv i  Sehi 

Müstezad Şiir 

Ey serv-i sehî, sen geleli seyr ile bağe
Çox âlinesebler özünü saldi eyağe
qul oldu senuber 

Sünbül özünü zülfüne benzetdi nigârm
gördü ki, xetâdir
Dağlarda bizer yüzi qara, başı aşağe
qayquîu, mükedder 

Şol xâlm üçün zülfüne çoxlar dolaşıbdır
ancaq meni bilmen
Pervane üçün ger nece quş düşdü düzağe
dam oldu müsexxer 

Ey rûz-i qiyâmet gününe münkir olanlar
dilber geder oldu
Eşitmemisen sûr-i revani çalındı qulağe
qopdu mene meşher 

Ey nûr-i tecellâ güneşi perde üzünden-
bir gece götürsen
Pervane kimi özü yana şem' ü çirâğe,
göylerdeki exter 

Sen tek perinin menzili vîrâne gerekdir,
yâ çeşmeler üsti
Könlüm kimi vîrâne, gözüm kimi bulağe
gel hey peripeyker 

Bir bade şerab istedim ol sâqi lebinden
serxoş mudur bilmen
Çeşmin meni öldürmeye yapışdı biçağe
çekdi mene xençer 

Zülfün sarıdan könlüme sevda yeli esdi
reyhan midi bilmen
Xansı çiçeğin xoxudur doldu qulağe
cân oldu müetter 

Dünyâdan eğer Fazlî gözü sayğulu
getse, yüzün hevesinden
Rehmet yağışı torpağmın üstüne yağe
qebri ola enber
***** 

Matla-i Hüsnünde 

Gazel 

Matla-i hüsnünde tâli oldu tâ şems-i duha
Tuttu eşyanın vücudu serbeser nur-i ziya 

İçeli şirin hadisin şerbetin ben haste dil
Bulmuşam elhamdülillah cehl derdinden şifa 

Ederim daim tavaf-ı vechin ey can nitekim
Kâbe-i tehkik imiş yüzün alâ ehl-i safa 

Sensin ol Hak’tan gelen lâreybe fih olan kitab
Kim cemalin mushafı bilmüttakin oldu Hüda 

Zülfün esrarı eder “inna fetahna-lek” beyan
Arızın şeridir errahman “alel arş üstüva” 

Ta muhatab olmuşam Hak’tan be-emr-i üscüdu
Kaşların mihrabına olur sücudum daima 

Fazıli endişe kılmaz tane-i cihhâlden
Ta yakin ile kılıbdur fazl-ı Hakk’ı mülteca
***** 

Bende-i Âli Abâyım 

Tesdis 

Bende-i âli abâyım ezeli Mustafavi
Ehli beyti severim gelmişim ikrara kavi
Ateş-i aşk-ı muhabbetle yanıp kalbim evim
        Şem’i aşk-ı Hüseyin’im Aleviyim Alevi
        Ru-yı adâ’i yakar ateş-i aşkım alevi 

Gelicek âli abâ yâdıma her sabah u şâm
Sayha-i nâlim erer arşa alâdan alâ
Her Muharremde tutup matemi şah-ı şüheda
        Kerbela’ya yetişür saika-i ah u bela
        Hamdülillah ki dilim kuvvet-i Haydarla kuvâ 

İhtiyarım gider elden gönül eyler nâle
Nice takat getüre guş bu kıyl ü kale
Nice lanet okumayım o güruh-ı hayale
        Ne reva razı (?) tabiri muhibbi âle
        Ki yezid olana neseb deme sen sünvi(?) 

Çekdiğini âli abâ sanman cihanda el-hak
Çekmemiş çekmeyecektir dahi kimse mutlak
Nice rade olmaya buna dil sözüme bak
        Ebr olur ahım olup teşne şüheda ancakba
        Bağır birbirine lanet Mervan-ı Emevi 

Ehli beytin kuluyum düşman-ı âli Süfyan
Lanet olsun Mervan-ı Emevi her dem ve an
Bağ-ı âlemde şehide şeb ü ruz et efgan
        Eyledi Fazlî’yı bülbül gibi zar u nalân
        Ol iki neşve feta-i bağ-ı nebevi
***** 

Rahm Eder Yok Bana 

Tesdis 

Rahm eder yok bana hiç nalelerimden gayrı
Hiçbir ağlar bulunur mu çeşm-i terimden gayrı
Hemdemim yok dahi ah-ı şererimden gayrı
Beni yoklar bulunur mu kederimden gayrı

                    Bir niyazım yok benim çün ciğerimden gayrı
                    Bir ağlar bulunur mu didelerimden gayrı 

Beni şad yele deyü kimler feryad edeyim
Kime takririmi gamı dili şad edeyim
Dahi kimseden talep himmet imdad edeyim
Dil-naşadı bu halinde nice şad edeyim
                    Bir niyazım yok benim çün ciğerimden gayrı
                    Bir ağlar bulunur mu didelerimden gayrı 

Ah u zar etmediğim hâsılı bir dem yoktur
Yine bir şefkat eder halime âdem yoktur
Güya şimdi bu cihan içre ki âlem yoktu
Derd ü hicr ü elem ü mihnete mehlem yoktur

                    Bir niyazım yok benim çün ciğerimden gayrı
                    Bir ağlar bulunur mu didelerimden gayrı 

Mürde feyzi Huda derdime bir çare medet
Ateş-i mihnete yanmıştı bu biçare medet
Sen eğer etmez isen dideme bir çare medet
Ya kim etsin dil-i mihnet keş-i gaş çare medet

                    Bir niyazım yok benim çün ciğerimden gayrı
                    Bir ağlar bulunur mu didelerimden gayrı 

Ne arar var ne sorar var hali dil-i naşadı
Bi-hûde sen şimdi vefasızlığa olup münadi
Kimseye hiç işittiremedi Fazlî feryadı
Kaldı hem fenada merhametin bir adı

                    Bir niyazım yok benim çün ciğerimden gayrı
                    Bir ağlar bulunur mu didelerimden gayrı

 

Orhan Bahçıvan »Halis Kızılateş« 



[i] Fuzulizade Fazlı ile ilgili bilgiler Biyografi "Azerbaycan Sovyet Ansiklopediyasi, Baku 1986, C. IX. S. 530'dan, metinler Divan'ından genel redaktör tarafından alınmıştır.
[ii] Bu şiir aynı zamanda Fuzuli adına da kayıtlıdır. Ancak Baba oğul olarak sürekli Şiirleri karıştırılmıştır. Ancak, Halk şiiri türünü Oğul yazmıştır kaynaklar böyle veriyor.
[iii] Bu türkü/nefes çeşitli ezgilerle söylenmektedir. Bütün kaynaklarda Fuzuli mahlaslı olarak verilmektedir.
[iv] Bazı şiirlerde mahlas olarak, kanımca hece uyumundan dolayı farklı isimler kullanmıştır. Bu isimler, Fazili, Fezali, Fezli olarak veriliyor.
[v] Son dize eksik yazılmamış.

Ezgilerimizde Karacaoğlan Geleneği Üstünden Yerli Havalar.

Ezgilerimizde Karacaoğlan Geleneği Üstünden Yerli Havalar.. Karaca-Oğlan Geleneği üstünden Yerli Havalar. Türk Halk yazını içinde var o...