22 Eylül 2026 Salı

Kızıl Börklü Oğuzlar Yani Kızılbaşlar!...

Kızıl Börklü Oğuzlar Yani Kızılbaşlar!...

Tarikat Girdabından Önceki,

Kadim Boy Nizamı ve Öz Türk Kültürü!

İslam tarih yazıcılığı ve resmi anlatılar, yüzyıllardır "Kızılbaş" kavramını 15. ve 16. yüzyıl Ortadoğu’sunun siyasi, askeri ve mezhepsel çatışmalarına hapsederek açıklamaya çalışmıştır. Şah İsmail veya Şeyh Haydar döneminde müritlerin başına geçirilen 12 dilimli kırmızı başlıklar, bu kadim kavramın asıl özü değil, tarih sahnesindeki son ambalajıdır. Devasa bir Türkmen konfederasyonunun ve sarsılmaz bir askeri gücün sadece bir tarikatın uydurduğu bir giysi biçimiyle var olduğunu iddia etmek sosyolojik olarak imkansızdır. Gerçek çok daha derinde, Türklerin proto-tarihinde ve Ötüken’den süzülüp gelen Oğuz boy nizamında saklıdır: Oğuzlar Zaten Kızılbaştılar.i

Eski Türk kozmolojisinde madenler, yönler ve renkler birbirleriyle kopmaz bağlarla kodlanmıştır. Bu kadim şifrelemede "Ak" gümüşü ve batıyı, "Gök" demiri ve doğuyu, "Kızıl (Al)" ise yüksek ısıda işlenip parlayan bakırı ve eritilmiş altını (kızıl altunu) simgelerdi. İstanbul Türkçesinde "Altın" olarak söylenen, Anadolu’da kız çocuklarına "Altun" isim olarak verilen bu kelime ile "Kızıl" sözcüğü eski Türkçede semantik bir ortaklığa sahipti.

Başlarına yüksek ihtişamlı parlak, altın ve kızıl işlemeli miğferler takan, kızıl elbiseler giyen o seçkin Oğuz Kağan’ın askeri boyuna ve Oğuz Kağan’ın muhafız ordusuna "Altunbaş" yani "Kızılbaş" deniliyordu. Tıpkı başlarına kara şapka takan boya "Karakalpaklar" ya da beyaz başlık giyenlere "Akbaşlar" denilmesi gibi, Kızılbaşlık da inançların değil, doğrudan boyların ve askeri donanımların adıydı. Bu durumun tarikatlarla hiçbir bağlantısı yoktur ve tarihi hiçbir dönemde dini bir oluşum olarak doğmamıştır.

Oğuzların günlük yaşamı ve askeri kültürü incelendiğinde bu rengin ulusal bir kimlik olduğu apaçık görülür. Oğuzlar genel olarak beyaz renkte keçe elbiseler giyer, kara giysiyi asla tercih etmez, siyahı sadece matemde kullanırlardı. Ancak evlenecek olanlar kızıl renkli kaftan giyer ve en önemlisi başlarına kızıl renkte börk takarlardı. Kızılbaş adı, bu ulusal ve askeri başlıktan (börkten) yani “Kızıl-börktenii doğmuştur. Öyle ki, ilk Osmanlı beyleri de bu kadim geleneğe uyarak kızıl börk giymişlerdir. Orhan Bey, devletleşme ve kurumsallaşma sürecinde diğer Türkmen boylarından farklılaşmak istediği için ak börke (beyaz başlığa) geçmek adına Amasya’da Hacı Bektaş-ı Horasani’den icazet almak zorunda kalmıştır. Bu tarihsel veri, kızıl başlık giymenin Safevi etkisinden çok önce tüm Oğuz boylarının ortak egemenlik ve kimlik alameti olduğunu kesin olarak kanıtlar.

Bu öz kimlik, Arap-Fars dünyasının kadını eve kapatan fıkıh anlayışından ve Ortadoğu’nun şeriatçı/fıkıhçı taht kavgalarından çok uzak, yüksek bir medeniyet seviyesini temsil ediyordu. Oğuzlarda kadının mutlak özgürlüğü esastı ve anaerkil dönemin kodları toplumda aynen işliyordu. Kadınlar iyi ata biner, kılıç kuşanır, erkeklerle güreşir ve hiç yadırganmadan en üst yönetim kademelerinde "Beylik" yaparlardı. İnanç sisteminde de kadının yeri en üstteydi; Şaman/Kam geleneğinde ilk ve en güçlü kamlar kadındı. Doğurganlık vasfıyla evrenin sırrına sahip olan kadının bu ruhani gücü o kadar baskındı ki, erkek şamanlar bile ayinlerinde sembolik olarak kadına benzemeye çalışırlardı. Oğuzlarda anne hakkı, tanrısal ve kutsal bir haktı.

Aynı unutturma ve tekilleştirme politikası Türkün ortak sesi olan saz, kopuz ve bağlama üzerinde de uygulanmıştır. Son yıllarda icat edilen "saz sadece Alevi çalgısıdır" söylemi tamamen yanlıştır. Saz ve kopuz, İslamiyet'ten binlerce yıl önce Ötüken'de Kamların ayin aracı, Dede Korkut’un mukaddes emanetiydi. Kazak, Kırgız, Uygur ve Yakut Türkleri bugün Müslüman ya da Alevi olmadıkları halde binlerce yıldır ellerinde bu sazla tarihlerini yaşatırlar. Osmanlı medresesi şehirleşip Arap-Fars kültürünün etkisiyle sazı "taşralı/kaba Türkmen çalgısı" ilan edip dışlarken; kırsalda, dağlarda göçebe yaşayan Türkmen obaları bu öz çalgıyı canları pahasına korumuşlardır. Saz bir inancın değil, bütün Türk milletinin ses bayrağıdır.

Zaman içerisinde, Arap coğrafyasındaki soy ve taht kavgalarının (Kureyş içindeki Haşimoğulları ile Emevi çatışmasının) tarafları olan Şii-Sünni kutuplaşması fıkıh duvarlarıyla katılaştı. 15. yüzyıldan itibaren Safevi devlet aklı ve Osmanlı saray tarihçiliği, siyasi çıkarları uğruna bu kadim Türk askeri kimliğini alıp mezhepsel bir kavganın içine ittiler. "Alevi olunmaz, Alevi doğulur" ilkesi gereği soy esasına dayanan bir yapının, sonradan uydurulan bir tarikat şapkasıyla bir anda var olması zaten sosyolojik olarak mümkün değildir. Bugün bazı Batıni yapıların cemlerinde kadın-erkek bir arada ibadet etmesi veya saz çalması, Ortadoğu dinlerinin fıkhından değil, doğrudan bu kadim Oğuz-Şaman geleneğinin ve anaerkil Kam kültürünün birer yansımasıdır.

Sonuç olarak; Kızılbaşlık teriminin Anadolu Aleviliğiyle veya Bektaşi devşirmeliğiyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Bu kavram, Batıni gelenek üstünde varlığını tanımlamak için kendilerini bu isimle gösterenlerin yarattığı tarikatlar girdabında eritilmiştir. Kızıllar, Oğuzların bir kolu olarak var olan öz bir boydur; bu boy içindeki bazı ailelerin zamanla Şii mezhebini seçmiş olması onları Alevi yapmaz.

Gerçek tarih, Qızıliii Orun’univ Oğuz Kağan’dan bu yana sarsılmaz bir devlet ve taht nizamı, »Qızılbaş (Altunbaş)« unvanının ise o devletin kızıl börklü, altın küpeli, kadınını baş tacı eden ve elinde sazıyla töresini koruyan şerefli öz askeri boyu olduğunu söyler. Oğuzlar, tarikatlar ve mezhepler henüz ortada yokken, kendi töreleri ve boy kimlikleriyle zaten Kızılbaştılar.


Orhan Bahçıvan. Halis Kızılateş.



*********
iQızılbaş, Kızılbaş: Altunbaş, Altınbaş anlamındadır.
iiKızıl börk: Qızıl, Kızıl başlık anlamında yani Kızılbaş. Oğuz Kağan’dan bu yana böyle bilinir.
ii Qızıl: Altun: Altın.
ivOrun: Makam, mevki, taht veya özel yer, yurt...

Kızıl Börklü Oğuzlar Yani Kızılbaşlar!...

Kızıl Börklü Oğuzlar Yani Kızılbaşlar!... Tarikat Girdabından Önceki, Kadim Boy Nizamı ve Öz Türk Kültürü! İslam tarih yazıcılığı ve resmi...