10 Mayıs 2020 Pazar

Beyaz Ordu

Beyaz Ordu...


»İşgücü istendi ama insanlar geldi«
Max Frisch


1
Yaradılış itibariyle dağlar
Her sabah gerinir güneşe karşı
Tiyeklerin damarları sızlasın
Eriyen yüreğimdir

Sevinç dalgasıyla çalkalanıyor sokaklar
Söylemedim demiyorum sorulduğu zamanlar
Göğsüme dökülen saçlarınla
Çözülürdü yokluğun deryalar gibi
Çözülürdü anlasana

Bir sigara uzat elin değmişken
Yolculuk uzundur gel helallaşak
Gidip de gelmemek var, usum parçalanıyor
Duygular yalınkılıç, şafaklara çiğ düşmüş

2
Mor menekşe gölgesinde
Ölü ruhlu kızların o solgun bedenleri
Kulağımın üstünde bir kırmızı karanfil
Yürüdüm, dağların ardına düştüm
Neden sonra »bağcı baba bağ bilemez«[i] dediler

Ölü yatırımlar dalgalanıyor sokaklarda
Camları tırmalayan o sevdanın anlamı ne?
Hayalci yaklaşımla, yıkılıyor umut dünyamız
Yağmurların serpilip gürlediği zamanlar

Bırakın, gölgemi alıp buradan gideyim
Kendimden korkuyorum, beyaz ordu çoğalıyor
Ve benim olmayan yamaçlar üstünde
Çarık yıpratmak istiyor, »Demir Ökçe«[ii] hesabına

3
Üstümüzden gelip geçen turnalar
Bizim ele uğrar mı ki yolunuz
Küçük Asya'm, umutlarım, yeşil dalın yaprağı
Çözemedim kendimi törpülenmiş demirlerin üstüne
Alın terim lal-ı mercan
Özlemlerim buruk buruk gözlerimi sarıyor

İnsanlar savruldu vatan hücrelerinden
Döküldü yad ellere bir maşrapa su gibi
Gözleri umut dolu, saç sakal apak
Tarla, traktör, dükkan, üç beş ev
Böyle sorgusuz
Böyle tez ayak nereye dilber gözlüm?
Nereye söylesene?

Haram suyun ötesinde namus belası
Mavi donlu nergislerin yaprağında güzellik
Anaçbend’in eteğine yaslanmış da yatıyor
»A benim canım«[iii] böyle bağbanlık olmaz
Güle düşman, bülbüle düşman geceler

4
Efsunlanmış, tılsımlı kızların
Gözlerine sevda kırıntıları dökülsün
Çobanaldatanlar peydahlandı
Ey kırların sahibesi halkı uyandır

Şakağıma çarpıyor damarların vuruşu
Essen şehri, bulutların ortasına gömülmüş
Akşamları türkülerin acısıyla mayalı
Sevdamıza gurbetin bedbahtlığı karışmış
Giderayak yaşlanıyor hasatsız tarla gibi

Sen
Yaşamı betimleyen tanrıça yüzlü kadın
Ömrüm bir ağıttır
Süzülür sevgilerin gül damlası öbeğine
Gurbet, kar gibi dökülürken saçlarıma

5
İşçilerin dünyasına takılıyor gözlerim
Bulutlu bir gecenin ortasından geçerken
Orkinosun sesiyle kıyıları dövüyor deniz
Ve ben yine şiirlere sığınıyorum

»Şafak Türküsü«[iv] gelir ellerime tutunur
Halayda sallanan mendiller gibi açık
Bir umut dolanır yürek babına
Büyür ellerimle beslediğim karanfil

»Yıkıl dağlar yıkıl sılam görünsün«[v]
Umutların çiçek yüzlü olanları yetişti
Toprağı özlemle mayalanmış asi
Şimdi,
Tanrıçanın göğsünden emzirilsin militan
Üç saatlik gurbetin beyaz ordularına karşı

6
Beni alıp türkülerin içine koyun
Manilerle besleyin, ninnilerle büyütün
Yoksul bir yaşamın ortasına giderken
Ellerimde iş görmenin hüneri
Gözlerimde umudun
Neye yarar
El kapısı ekmek kapısı olduktan sonra

Beni böyle el-pençe divan kılan
Gelecek günlere olan umudum
Güzel günlere olan inancım
Artık
Umut karın doyurmuyor bilesin
Morötesi bir yaşamın içinden geçiyorum
Özlediğim yaprakların rengidir
»Arzuhalim biline«

7
Bir halay havasıdır
Bağlamanın tellerine yaslanır
Damarda kan
Gönlümün menendi kesildi işte
Akşamüstü
Sulusepken kar yağıyor dağlara
Salın beni salın beni gideyim
Türkülerin dem vurduğu yaylaların üstüne

Beyaz ordu neferleri kapıları çalmadan
Beyaz ordu neferleri beni hedef almadan

Orhan Bahçıvan, Halis Kızılateş.
»Şiiristan Merhaba, Memleket Yayınları, 1989«



[i] Göle yöresi halay havalarından.
[ii] Jack London’un romanı
[iii] Bir tekerlemeden
[iv] Nevzat Çelik, Şafak Türküsü
[v] Bir Hoşdülbent türküsünden

6 Mayıs 2020 Çarşamba

Ercişli Emrah.

Ercişli Emrah

 Ben Sefil Sergender gurbet elleri
Gezeyim bir zaman yar garip garip

Şah Abbas (1587-1628) döneminde yaşadığı düşünülmekte, ancak yaşamına ilişkin ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Buna bağlı olarak da bazı anlatılara dayanarak 1585 yılında doğmuş olabileceği savları bulunmaktadır. Herşeye karşın böylesi bir kesinliğe ulaşmak olanaklı görünmemektedir.

Bazı kaynaklara göre ise 17. yüzyılda yaşadığı varsayılmaktadır.

Doğu Anadolu, Azerbaycan, Türkmenistan ve Ermenistanda yayılmış olan »Emrah ile Selvihan« adlı halk öyküsünün kahramanıdır. Aşık Sergender’ın (Sefil Sergender) düzenlediği bu hikayenin süreç içinde halk tarafından benimsenerek bir kişiliğe büründürüldüğü varsayılmaktadır. Yine de saz şairi Emrah’la öykü kahramanı Emrah’ın aynı kişi olup olmadığı karışmaktadır.

Şiirleri bazen Emrah adlı öteki aşıklarla karıştırılmasına karşın, işlediği konular ve biçim itibariyle farklı yanları görülebilmektedir.

Ayrıca 1700’lü yılların 2. yarısıyla 1800’lü yılların ilk yarısında yaşamış Ahıskalı Emrah, aslen Bayburt’un Haşıya (şimdiki adı Aksaçlı) köyünde doğan, Erzurum’un Tambura köyünde eğitim gördüğünden dolayı da Erzurumlu olarak bilinen Emrah (1775-1860), asıl adı Emrullah olan Ardanuçlu Emrah (1842-1914), asıl adı Emrah Gülmmedov olan Borçalılı Emrah (1914-1987) ve asıl adı Hamza Başyurt olan Hafikli Aşık Emrah bulunmaktadır.

* * *

Baktım Selvi Bağı

Baktım Selvi bağı susmuş uyumuş
Otağı yıkılmış bülbülü ağlar
Hoyrat bir yel esmiş silmiş süpürmüş
Nergis boynun bükmüş güller kan ağlar

Ayrıldım Selviden hastayım hasta
Başım yastıktadır kulağım seste
Almışlar kuşumu inler kafeste
Ruhunu yitirmiş bir güzel bağlar

Hem ağlarım hem inlerim yürürüm
Ruhumu ardınca çeker sürürüm
Gece düşte gündüz şurda görürüm
Selvi der ağaçlar peçeli dağlar

Emrah yar acısı daima canda
Gönül melül mahzun dideler kanda
Şah geldi götürdü sevdası bende
Gönülde ah değil sevdası çağlar

* * *

Garip Garip

Hazan ile geçti gülşeni bustan
Eyler dertli bülbül zar garip garip
Haraba yüz tuttu bezmi gülistan
Ağla şimdengeru var garip garip

Hançeri feleğin ucu ciğerde
Gittikçe artıyor yara bu serde
Diyarı gurbette tutuldum derde
Gel tabip yaramı sar garip garip

Emrah bizim elin gonca gülleri
Açılmıştır öter dost bülbülleri
Ben Sefil Sergender gurbet elleri
Gezeyim bir zaman yar garip garip

* * *

Gitti

Çığrışır bülbüller gelmiyor bağban
Hoyrat dost bağından gül aldı gitti
Türlü mihnet ile bir bağ bezettim
Bağı ben becerdim el aldı gitti

Yüz bin mihnet çektim bir daha gerek
Hayli ömür ister bir daha görek
Yarım elden aldı o zalim felek
Aktı gözüm yaşı sel aldı gitti

Nazlı yardan kem haberler geliyor
Dostlarım ağlıyor düşman gülüyor
Dediler ki Sefil Emrah ölüyor
Kimi kazma kürek bel aldı gitti

* * *

Yoh Yoh

Seherde uğradım ben bir güzele
Dedim Tatar mısın söyledi yoh yoh
Bu gönül dağında bahar ayında
Dedim biter misin söyledi yoh yoh

Dedim ala nedir dedi gözümdür
Dedim güneş nedir dedi yüzümdür
Dedim bülbül nedir dedi özümdür
Dedim öter misin söyledi yoh yoh

Dedim inci nedir dedi dişimdir
Dedim kalem nedir dedi kaşımdır
Dedim on beş nedir dedi yaşımdır
Dedim yeter misin söyledi yoh yoh

Dedim ölüm nerde dedi aynımda
Dedim zulüm nerde dedi boynumda
Dedim ağ memeler dedi koynumda
Dedim tutar mısın söyledi yoh yoh

Dedim Erciş nedir dedi ilimdir
Dedim gider misin dedi yolumdur
Dedim Sefil Emrah dedi kulumdur
Dedim satar mısın söyledi yoh yoh

* * *

Durnam Girer Olsan

Durnam gider olsan bizim ellere
Şeker söyle kaymak söyle yağ söyle
Eğer meni sorsa ihtiyar anam
Boynum armut sapı canım sağ söyle

Felek bilekçeyi taktı koluma
Yad ölkede baş eğdirdi zalime
Sevdiğim üz dönüp bakmaz halime
Yolumu bağladı karlı dağ söyle

Gurbet elin töhmeti var alı var
Cazı oyunbazı yaldak dili var
Gör Emrah’ı ağlanacak halı var
Kurudu gazele döndü bağ söyle

* * *

Kömür Gözlüm

Kömür gözlüm ateşine düşeli
Didem kan yaş döker dilim dad eyler
Diyar-ı gurbette Sefil Sergender
Bana senden başka kim imdad eyler

Ta ezelden oldum gamlar düşkünü
Ben feleğe minnet etmem beş günü
Selvi'm ne beklersin Şah’ın köşkünü
Beni mahzun koymuş şah’ı şad eyler

Yatamadım nazlı yarin dizine
Doya doya bakamadım yüzüne
Uyma Selvi'm uyma elin sözüne
Beni senden seni benden yad eyler

Ayrılık şerbeti ölümden acı
Gel söyle sevdiğim nedir ilacı
Kendine mülk sanma taht ile tacı
Felek ne umdurur ne abad eyler

Yine rengin aldı dağlar lalesi
Yıkıldı yapılmaz gönlüm kalası
Emrah’ın çektiği Selvi belası
Ne alır canımı ne azad eyler

* * *

Sen Sefa Geldin

Benim son günüme geldin ulaştın
Merhaba Selvi can yar sefa geldin
Kapanan yaramı yeniden açtın
Getir merhemini sür sefa geldin

Geldi kulağıma Selvi’nin sesi
Sen miydin çekerdim kederi yası
Yarın bir elinde viran elması
Yanık yüreğime nar sefa geldin

Emrah’ın sevdiği Selvi sen misin
Sağ elin sinemde gezdirir misin
Ağır salacamı kaldırır mısın
İşte namazıma dur sefa geldin

* * *

Karşımızda Karlı

Karşımızda karlı dağlar
Dağlar, bizim dağlarmı ola
Ağ birçekli menim anam
Oğul deyib ağlarmı ola

Bülbül öter bağ içinde
Ahu gezer dağ içinde
Ağ-eyvan otak içinde
Tay-tuşların ağlarmı ola

Ne kovğalı menim başım
Bu kürbete atıldı daşım
Selfe tek mekteb yoldaşım
Emrah deyib ağlarmı ola.

* * *

Bugün Yarim

Bugün yarım çıkmış seyri gülşene
Sallanıbnan yüz min naz ile gelir.
Bir ayna kabaxlı, o kelem çaşlı
Ağ üze halları düzülen gelir
* * *
Bir xalın meyvadır gelmez rende
Bir xalın belgedir gedir firenge
Bir xalın mahalı saçıbdı bende
Bir xalın söhbeti, sazınan gelir.

Emrah deyer yarab bu ne işdi
Kefesde oxuyan o toti kuşdu
Bir xalın payızdı, bir xalın kışdı
Bir xalın bahardı yaznan gelir

* * *

Köç Köç Olub

Köç-köç olub gelir Bağdad elinden
Köçünüzde bölük bölündü durna
Meni saldın nazlı yarın eşkine
Serinde tellerin göründü durna

Kelem oynar nazlı yarın kaşında
Eyb yoxdu daheninde dişinde
Sayadnan kazdı gölün başında
Yara doğru xeber ver imdi durna

Hayana gedende çağır allahı
Katardan üzülüb alla dallanı
Servinaza müjde versen Emrah’ı
Bil itkince yarın bulundu durna

* * *

Tutam Yar

Tutam yâr elinden tutam
Çıkam dağlara dağlara
Olam bir yaralı bülbül
İnem bağlara bağlara

Birin bilir binin bilmez
Bu dünya kimseye kalmaz
Yâr ismini desem olmaz
Düşer dillere dillere

Emrah eydür bu günümdür
Arşa çıhan tütünümdür
Yara gidecek günümdür
Düşem yollara yollara

* * *
Bugün Ben Bir

Bugün ben bir güzel gördüm
Bakar cennet sarayından
Kamaştı gözümün nuru
Onun hüsnü cemâlından

Salındı bahçaya girdi
Çiçekler selama durdu
Mor menekşe boyun burdu
Gül kızardı hicabından

Bahçanın kapısın açtım
Sanarsın cennete düştüm
Öptüm, sevdim, helallaştım
Buse aldım yanağından

Bahçanın etrafı güldür
Dalında öten bülbüldür
Sefil Emrah edna kuldur
Bağışla geç günahından

Bekir Karadeniz / Orhan Bahçıvan

Doğulu Halk Şairleri. 1-2 cilt

KaraMavi Yayınları • 1. Baskı Temmuz 2010


5 Mayıs 2020 Salı

Bayburtlu Emrah (Şeyh‑i Emrah‑ı Erzurumî)

Bayburtlu Emrah (Şeyh‑i Emrah‑ı Erzurumî)


Bayburt dağlarında tabakam kaldı
Şen ol Bayburt şen ol sende nem kaldı

1775-1860. Bayburt’un Haşıya (şimdiki adı Aksaçlı) köyünde doğdu. İlk eğitimi Tambura’daki Hacı Haşıl Efendinin dergahında, sonraki yıllarda ise Erzurum’a giderek medrese eğitimi gördü.

Babası Bayburt’un Konursu beldesinden, annesi ise Erzurum’un Tambura köyündendir. Bir süre Bayburt’un Kaleardı mahallesinde varlıklıların işlerinde çalışan Emrah’ın ailesi burada barınamayınca Bayburt’un Haşıya köyüne yerleşti. Emrah’ın çocukluk döneminde babası öldü. Bunun üzerine annesi Emrah’ı alarak kendi köyü olan Tambura’ya yerleşti.

Şiire ilk başlaması Tambura’daki eğitimi dönemine denk düşmektedir. Hacı Haşıl Efendinin yardımı tekke eğitimi olduğu kadar edebiyat ve şiir konusunda da önemlidir. Özellikle doğduğu yerden çok büyüdüğü ve tanındığı yer itibariyle Erzurumlu Emrah olarak anıldı.

Bayburtlu Emrah birçok bakımdan Ahıskalı Emrah ve Ercişli Emrah’la karıştırılsa da şiirlerindeki konu ve biçim itibariyle ayrılır.

Hemen tüm Anadolu’da bilinen bir aşıktır. Uzun süre Çankırı’da, 12 yıl Sivas’ta yaşadı. Daha sonra Niksar’a yerleşerek evlendi. Ölümüne dek orada kaldı. Tekkebayırı Mezarlığında Ali Pehlivan Türbesinin yanında toprağa verildi.

Bayburtlu Emrah’a ilişkin Orhan Ural’ın »Erzurumlu Emrah, Hayatı-Şiirleri«, İstanbul (1984) ve Metin Karadağ’ın »Erzurumlu Emrah, Yaşamı Sanatı Şiirleri«, Ankara (1996) adlı araştırmaları yayınlandı.

Ayrıca 16. ya da 17. yüzyılda yaşadığı varsayılan Ercişli Emrah, 1700’lü yılların 2. yarısıyla 1800’lü yılların ilk yarısında yaşamış Ahıskalı Emrah, asıl adı Emrullah olan Ardanuçlu Emrah (1842-1914) asıl adı Emrah Gülmmedov olan Borçalılı Emrah (1914-1987) ve asıl adı Hamza Başyurt olan Hafikli Emrah adlı aşıklar bulunmaktadır.

* * *

Bizimdir

Biz tarik-i aşkın aşıklarıyız
Baş u can vermişiz canan bizimdir
Ne gamdan kaçarsın divane gönül
Kaşane bizimdir mihman bizimdir

Bu nükte yetmez mi arife kafi
Sırra mahrem olan eylemez lafı
Çık aradan sufi değilsen safi
Tekke-i aşk içre devran bizimdir

Emrah bu makamda olandır veli
Hakka yakın halka görünür deli
Elbet hata bizde demişiz beli
Yazılan ol ahd u peyman bizimdir

* * *

İnceden İnce

Bugün sabah ile visal-i yardan
Bana bir haber var inceden ince
Ol zülfü zer tar-ı hayal-i yardan
Bir buy-i eser var inceden ince

Olmak ister isen muhabbet pezir
Zincir-i hevaya gel olma esir
Sen de aşık olup var şu bezme gir
Bak gör ki neler var inceden ince

Ey Emrah aldanma sen bu laneye
Düşer dam-ı dehre sunan daneye
Külbe-i fen derler bu karhaneye
Bin türlü hüner var inceden ince

* * *

Ne Çare

Zincir-i zülfünde şu garip gönlüm
Ne yüz buldu ne kurtuldu ne çare
Yar senin yoluna gülşen-i ömrüm
Geçti gazellendi soldu ne çare

Fülk-i aşk bihar-ı canda gezerken
Gönülden gönüle kam alam derken
Gurbet diyarında hicranda iken
Gönül bu hasretle doldu ne çare

Emrah iki gözüm olmuştur ırmak
Vermedi muradı neyleyim ol hak
Fayda vermez artık yare yalvarmak
Gayri demek olmaz oldu ne çare

* * *

Olaydı

Bu suz-i zulmetten divane gönül
Neyleyim bir kere azat olaydı
Cevr ile yıkılan virane gönül
Nail-i vasl olup abat olaydı

Bağ-ı vuslat olsa biganelere
Baykuş ser çekmezdi viranelere
Yanıp yakılmadan pervanelere
Ateşten olurdu imdat olaydı

Emrah’ını saldın bu ateşlere
Bak gözümden akan kanlı yaşlara
Böyle çalınmazdım taştan taşlara
Felekte ikbalim küşat olaydı

 * * *
Bekir Karadeniz / Orhan Bahçıvan

Doğulu Halk Şairleri. 1-2 cilt

KaraMavi Yayınları • 1. Baskı Temmuz 2010





Ahıskalı Emrah »Işığı«


Ahıskalı Emrah »Işığı«


1700’lü yılların son, 1800’lü yılların ilk yarısında yaşadığı kabul edilmektedir. Ahıska’nın Varnet köyünde doğdu. Bazı şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla 1824-1829 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşını yaşadı.

Kullandığı ifadeler ve şiire hakimiyeti açısından iyi bir eğitim gördüğü düşünülmektedir. Bağlama çalmasını bilmemesine karşın deyişmelerde bulunduğu ve hemen her türde şiir örnekleri vermiştir.

Özellikle »leb değmez« tarz şiirlerde Işıği mahlasını kullandığından bazen 2 ayrı şair olduğu yanılsamasına yol açmıştır. Bunun yanında, Sefil Emrah, Emrahi mahlaslarını da kullanmıştır.

Şiirleri aynı adlı öteki aşıklarla karışsa da Azeri kaynaklarından hareketle büyük ölçüde ayrıştırılma olanağı bulmuştur.

Ahıskalı Emrah, büyük bir olasılıkla 1830’lu yılların ortasında köyünde öldü ve orada toprağa verildi.

Ayrıca 16. ya da 17. yüzyılda yaşadığı varsayılan Ercişli Emrah, aslen Bayburt’un Haşıya (şimdiki adı Aksaçlı) köyünde doğan, Erzurum’un Tambura köyünde eğitim gördüğünden dolayı da Erzurumlu olarak bilinen Emrah (1775-1860), asıl adı Emrullah olan Ardanuçlu Emrah (1842-1914), asıl adı Emrah Gülmmedov olan Borçalılı Emrah (1914-1987) ve asıl adı Hamza Başyurt olan Hafikli Aşık Emrah bulunmaktadır.

* * *

Bir Yiğidin

Bir yiğidin yaman derdi
Olmasa kan yaş töker mi
Menemşe sümbül solmadan
Dağlara duman çöker mi

Ezelden bu dünya böyle
Garibin bir derdi sıla
Har olmasa bülbül güle
Ah eder boyun büker mi

Sefil Emrah odda netsin
Gönül diler kama yetsin
Bir elçimiz daha gitsin
Görek onu da eker mi

* * *

Güzeller

Bugün aziz gündür derneğimiz var
Yoluz düşsün ziyarete güzeller
Hasretliğiz çoktan beri çekeriz
Verin baçı geçin öte güzeller

Kimi göç eylemiş göçü var düze
Kimi siyah zülüf dökmüştür yüze
Eğer bir hayrınız olmasa bize
Düşesiniz siz firkate güzeller

Emrahi der gerçek oldu sözümüz
Arşa direk oldu ah u süzumuz
Size geçer ise bu niyazımız
Sualsiz dolun cennete güzeller

* * *

Nazlı

Dilinen vasfolmaz bir selatinsin sen
Ay güne şavk vurur yanağın nazlı
Bulunmaz ne mina ne de billurda
Bir başka örnekte buhağın nazlı

Astası gözlerinin etrafı müjgan
Sanırsın ki avcı yakacaktır can
Her bakışta eder yüz bin kere kan
Oynatsa kaşıyla kabağın nazlı

Nazlının nazına can mı dayanır
Hasretlik ahıyla dağ taş uyanır
Alem senden misk amber boyanır
Emrah görmek diler o bağın nazlı

* * *

Senin

Ateşe yakar cihanı aşk ile narın senin
Ah ettin arşa dayandı ah ile zarın senin
Nas içinde destan oldun düştün dilden dillere
Yar elinden serserisin ya hani arın senin

Aşıksın aşnan ararsın ah edersin derinden
Aşnan sadık yarın ise der sana ne narından
Sad hezar naz ile senin aklın ala serinden
Şay eder gizli sırların hercai yarin senin

Işıği der sıdk ile gel sen çalış hak rahına
Git uzak şeytan şerrinden sığın şahlar şahına
Seni halk eden hallakın secde kıl dergahına
Her ne dilek dilersen ihsan eder Tanrın senin


Bekir Karadeniz / Orhan Bahçıvan

Doğulu Halk Şairleri. 1-2 cilt

KaraMavi Yayınları • 1. Baskı Temmuz 2010.

Ezgilerimizde Karacaoğlan Geleneği Üstünden Yerli Havalar.

Ezgilerimizde Karacaoğlan Geleneği Üstünden Yerli Havalar.. Karaca-Oğlan Geleneği üstünden Yerli Havalar. Türk Halk yazını içinde var o...