30 Haziran 2021 Çarşamba

Tahir İle Zöhre Destan Kaynaklı Türkü Sözleri…

Tahir İle Zöhre Destan Kaynaklı Türkü Sözleri…
 

 

Sıra Sıra Gelir Mektep Uşağı
Mektup Selam Söyle Benden Vatana
Portakal Dilim Dilim
Yaz Olanda Bağçalarda (Sarı Bülbül) 

Türk Halk Yazını hakkında çok fazla makale, kitap ve söyleşi türlerinden anlatılar bulunuyor. Bu yazının ana konusu türleri anlatmak değil, yazın türlerini maddeler halinde vererek türküler konusuna geçmeliyim. 

Benim istediğim konu şudur. Türk Halk Yazını türlerinde belli konumda anlatılar vardır. Türk Halk Yazınını üç bölüme ayırıyor yazın tarihçileri.  Şimdi bu bölümleri görelim.

  1.  Anonim Halk Edebiyatı,
  2. Tekke ve Tasavvufî Halk Edebiyatı,
  3.  Âşık Tarzı Halk Edebiyatı 

Bu üçleme sistemi son yıllarda en az 12 bölüme ayrılmış konumdadır. Her tarikatın kendisine has bir yazın türü geliştirdiği açıkça görülüyor. Birde kalın kalın kitaplar yayınlıyorlar tarikat adına. Gel görkü bu sistem yazın dünyasını geliştireceğine tarikat girdabına soktuğunu söylemeliyim. 

Ülke çapında ne kadar türkü varsa tümü belli bir tarikatın söylemi olarak sunulması ise o tarikatın değil, cumhuriyetin en büyük ayıbıdır. Bu tanımlamadan sonra sözümüzü »Aşık Tarzı Halk Edebiyatı« anlatısına getirelim. Sonra da başlayalım bu konuyu işlemeye. 

Son yıllarda Aşık Tarzı Halk Edebiyatı ile Tekke ve Tarikat Halk Edebiyatı alabildiğine karıştırılıp tek bir edebiyat haline getirilmiştir. Bu yanlışın dönüşü de yok deniliyor. Tekke ve Tarikat dendiğinde sadece belli bir tarikatın yapısı gündeme geliyor. Bu olay yazın dünyasını yok ettiği gibi elimizde bulunan ezgilerimizi de yok ediyor. Binlerce hava, makam sahibi olan ezgilerimiz bir iki tekke sesiyle yok edilmiştir. 

Aşık tarzı halk yazını dünyasında anlatılar vardır. Yani aşıkların gezilerini, yaşamlarını bize aktaran anlatılar vardır. Yazın dünyasında belli yazarlar bu anlatılara hikaye diyorlar biz ise bunlara destan diyoruz. Sonra da bu destanları türlerine göre ayırıyoruz. Bu konuyu kısaca bir başka yazımda ele almıştım. Şimdi o yazımdan küçük bir alıntı yapmalıyım. 

Bu anlatımdan sonra şunu demek gerekiyor. Komşu Ülkelerle birlikte hareket ederek, geniş bir sahada »Türk Ezgileri Türk Makamları« adıyla bir enstitü kurulmalıdır. Bu kurulan Enstitü kültürümüzü bugüne taşıyan ne varsa onları derleyip toparlamalıdır. En önemlisi Destanlarımız, destan ve destan çeşitlemeleri teker teker kayıt altına alınmalıdır. Destanların içinde geçen ezgileri ve bu ezgilerin makam çeşitleri bütünüyle, derlenip toparlanmalıdır. Dahası bu derlemeler en güzel haliyle notaya alınıp arşivlenmelidir. Gelecek kuşaklara kültür armağanı olarak sunulmalıdır. 

Destanlar sadece şiirsel bir yapıyla sunulmuyor. Bizim bildiğimiz destanların düz yazı ve koşma karışımı türleri de vardır. Örnek: Korkut Ata yani Dede Korkut destanları ile başladığını kabul ettiğimiz öykü, koşma ve ezgi karışımı bir anlatım. Bu tür anlatım değişik tarz anlatılarla hep var olmuştur. Bu anlatıları isim isim sayarsak şunları sayabilirim. Aslı ile Kerem, Köroğlu, Tahir İle Zöhre, Oğuz Kağan ve benzeri destanlar. 

Gelelim destan türlerine, bunlardan da söz edelim. Söz edelim derken başlıklar vererek geçelim. Yaradılış Destanları, Muhabbet Destanları, Lirik Destanlar, Kahramanlık Destanları »Yiğitleme«, Taşlama Destanları, Cenk Destanları, Ağıt Destanları, Göç Destanları, Kaç Ha Kaç Destanları gibi çeşitlemelerden söz edebiliriz. 

Daha önemlisi destancılar, ozanlar gurubuna girmiyor. Onlar kendi alanlarında bir gurup oluşturuyorlar. Bunlara da “destancılar” deniliyor. Ozan olmadıklara halde ozan olarak kayıtlara alınan guruplardan isim isim söz etmeliyim. Bunlar sırasıyla, Destancılar, Ağıtçılar, Turnacılar, Halaycılar (halay havası söyleyenler) Taşıyıcılar »usta malı okuyanlar«, Tekkeciler »Tarikat ve Dergahçılar«, Zakirler, İlahçılar gibi ayrı ayrı gurupların varlığını biliyoruz. Bu gurupların, yazın dünyasına ozan adı altında sunulması bir yana, ömründe bir tek dize yazmasını beceremeyen ses ve saz sanatçılarını da ozan olarak tanımlamaları da bir başka çıkmazımızdır.«[i]  

Şimdi aşık tarzı edebiyat türünün en güzel örneklerinden birisi olan, Tahir İle Zöhre başlığıyla bilinen, sonra bu ünlü muhabbet destanı içinde geçen türkülerden söz edeceğim. Benim yaşadığım yörede bu destanların içinde geçen türküler seslendirilecekse türkünün geçtiği destanın adı verilir ve türkünün kimin adıyla sunulduysa onun adı verilir. Sonra da türkü söylenilir. 

Şimdi sözün bu noktasında konumuz olan, Tahir ile Zöhre adlı muhabbet destanı hakkında küçük bir bilgi vermeliyim. Bu bilgiyi verirken hemen şunu demeliyim. Ben destanlar olayını böyle biliyorum. Sizlerde başka bir çeşitlemesini biliyorsunuzdur. Ben bildiğimi yazıyorum sizlerde bildiğinizi yazarak yazın dünyasına katkıda bulunabilirsiniz. 

Gelelim Tahir ile Zöhre destanına. Benim bildiğim kadarıyla, Tahir İle Zöhre destanının üç büyük çeşitlemesi var.

  1. Azerbaycan çeşitlemesi
  2. Türkmen Çeşitlemesi
  3. Anadolu çeşitlemesi 

Bu üç büyük çeşitlemenin alt anlatılar olarak değişik değişik çeşitlemeleri de vardır. Bu nedenle geniş bir sahada var olan böylesi büyük bir destanın içinde geçen türkülerin anonim sayılması bir bakıma düzeltilmesi gereken olaydır. Bu türküler destanın adıyla sunulmalı. Bizim topraklarda olduğu gibi. 

Destanların oluşumu hakkında geniş bilgi vermem gerektiğine inanıyorum. Ancak başka yazılarımda bu konuyu işlediğim için burada sadece Tahir ile Zöhre destanının çeşitlemelerinde halk ağzına yansıyan ezgilerden sadece dört tanesinden söz edeceğim. Bu dört türkünün oluşum nedenlerini vererek geçeceğim. 

Bir konuya açıklık getirmem gerekiyor. Bizim yöremizde türkü hikayesi diye bir anlatı yoktur. Türkünün oluşumunu aktaran anlatıya vesile diyoruz. Bir diğer seslenişle söylersem, türkünün söylenme gerekçesi diyebilirim. Yani kısaca söylenilen türkünün oluşumuna neden olan anlatı Anadolu sahasında hikaye olarak sunuluyor. Bu konuyu da açıkladıktan sonra gelelim Türkülere ve türkülerin oluşum gerekçelerine. 

İlk ele alacağım türkü sözü »Sıra sıra gelen mektep uşağı/ Neden eller geldi Zöhre'm gelmedi« dizeleriyle başlayan türkünün söz çeşitlemeleridir. Sözü edilen bu türkünün beş ayrı çeşitlemesi vardır benim arşivimde. Ben bu çeşitlemeleri yazının sonunda vereceğim. Ancak yazının bu bölümünde ise, bir yada iki alıntı yaparak konuyu pekiştirmeliyim. 

Birinci Türkü:
» Sıra sıra gelen mektep uşağı
Neden eller geldi Zöhre'm gelmedi
« 

TRT kayıtlarında Kurbani Kılıç tarafından derlenmiş olarak veriliyor. Bazı kayıtlarda ise Kurbani Kılıç kaynak kişi olarak aktarılıyor. Hal böyle olunca bazı karışıklıklar ister istemez ön saflara taşınıyor. Kurbani Kılıç yöremizde söylenilen türküleri TRT ye taşırken nasıl bir sistem uyguladığını bilmiyorum. Sadece bildiği türküleri bildiği kadarıyla taşımış. Emeğine teşekkürler. 

Sıra sıra gelen mektep uşağı, dizesiyle başlayan bu türkü, TRT sanatçıları tarafından uzun hava olarak seslendirilir. Bizim yörede ise, Derbeder makamıyla seslendirilir. Derbeder makamı hakkında başka bir yazımda söz etmiştim. Üç tür derbeder makamından söz edilir. Bu isimleri yazarsam şöyle, Yerli Derbederi, Acem Derbederi, Osmanlı Derbederi, bu üç türün ötesinde başka bir tür makam çeşitlemesi var ise ben bilmiyorum. Bilenler yazabilir. Derbeder denilen bu tür hava ya da makam asla uzun hava değildir. Bu ezgi kendi içinde bir makamdır. Yöremizde bu makama yerli havası deniliyor. Halk ağzında ise acıklı bir makam olduğu için, mecazi anlamda yerli öldüren makam da denilir. Yerli derken, bizim yörede yerli sözcüğü sadece Oğuz boylarına verilen bir tanımdır. Yani halk arasında eski Oğuz tanımı yerli olarak bilinir. Bu toplumun konuştukları dile ise yerlice deniliyor. 

Bu ezgi sözleri genel anlamda, yöre farklılıklarını üstünde bulunduruyor. Yani yörelere göre sözlerde değişiklik olduğu gibi ezgi konusunda da değişiklik oluyor. Bunu şöyle söylemeliyim. 

Kars, Ardahan gibi yerel kültürün içinde olanlar, yani bu yörenin halkı olarak bizler, bu ezgiyi yöreye özgü sözlerle, Derbeder dediğimiz hava üstünden söylüyoruz. Azerbaycan aşık sahasında ise Kahramanı havasıyla söyleniliyor. Bir başka yörede bir başka havayla söylenildiği duyulursa bu çok normaldir. 

Tahir Mirze, adıyla bilinen ozan, okula birlikte gittiği emmisi kızı Zöhre’nin o gün mektebe neden gelmediğini soruyor. Bu sorgulama olayı, Anadolu da »sıra sıra gelen mektep uşağı, Bölük bölük gelir mektep uşağı, Başına döndüğüm Hanların Han’ı, Seyr-i gülistana Kür kenarına gibi giriş dizeleriyle başlayan değişik çeşitlemeleri bulunan bir destan ezgisidir. Bu ezgi sözü edilen destanın Tahir adlı kahramanın adıyla ilk oluşturan ozanın söylediği sözlerdir. Bu türkü sözlerinin zamanla değişik çeşitlemeleri oluşmuştur. Yani oluşan bu çeşitlemeler de değişik ozanlar tarafından oluşturulmuştur. Bu bilinen bir gerçektir. Kısacası anlatılan destanların tamamı gelenek üstünde halk desteğiyle gelişmiş ve değişik çeşitlemeleri oluşmuştur. 

Türkünün ilk çeşitlemesi TRT kaynaklı Kurbani Kılıç adına geçiyor. Kurbani Kılıç TRT’ye sözlerin sadece ilk dörtlükten ilk iki dize, son dörtlükte ise ilk iki dize olmak üzere toplam dört dize olarak söylemiştir. Ara sesleri ise kendi sistemine göre eklemiştir. Sistem olarak uzun hava dedikleri sisteme uygun bir şekilde seslendirilmiştir. 

Daha sonra bizim yörede, yani Kars, Ardahan yöresinde yerli boyutta bilinen ve derbeder havasıyla seslendirilen şekliyle, Murat Çobanoğlu, Maksut Feryadi gibi yerel ozanların seslerinden derleyerek gündeme taşıyan ben oldum. Ablamdan derlediğim Ardahan, Göle çeşitlemesini de Gökhan Temur sesiyle Ardahan Türküleri çalışmasında aktardım. 

Şimdi yazının bu bölümünde sözü edilen beş çeşitleme hakkında bilgi vermeliyim. Bu beş çeşitlemenin ayrı ayrı sözlerini bu yazının sonunda vermişim.

Birinci Çeşitleme
Yöresi:    Göle/Hoşdülbent / Derbeder Havası
Kaynak:  Ganime Kızılateş 

İkinci Çeşitleme
Yöresi:    Arpaçay / Derbeder Havası
Kaynak:  Murat Çobanoğlu 

Üçüncü Çeşitleme
YöreSİ:    Arpaçay / Derbeder Havası
Kaynak:   Aşık Maksut Feryadi 

Dördüncü Çeşitleme
Yöresi:    Tebriz / Kahramani Havası
Kaynak:   Aşık Hasan Gaffari 

Beşinci Çeşitleme
Kahramani Havası
Azerbaycan çeşitlemesi. 

Bu sözlere ek olarak şunu da söylemeliyim. Değişik değişik kaynaklardan sürekli değişik sözlerle sözlü gelenek üstünden var olan türküleri derlemek mümkündür. Ben kendi köyümde, bizim köye özgü olan bir türküyü dört ayrı kaynaktan derleyerek, Ardahan Türküleri çalışmasına aktardım. Aynı türküyü kaynaklar farklı sözlerle aktardılar. Bu da sözlü gelenek üstünde türkü sözlerinin nasıl değiştiğine bir örnek olsun istedim. 

Bu yazıda sözü edilen türküyü ben bir örnek olsun diye bu yazıya aktarıyorum. Çünkü, sözü edilen türkü tam beş kaynaktan aktarılmıştır. Türkü ve konu aynı olmasına rağmen sözler sürekli farklı verilmiştir. Bu farklılık oluşum gerekçesi olarak da kendisini gösteriyor. Şimdi iki çeşit anlatım gerekçesini sırayla verelim. 

Tahir Kür ırmağının kenarında bulunan Gülistan bağlarına bütün kızların geldiğini görür. Tahir bakar bir tek Zöhre gelmemiş. O zaman alır sazı eline bu ezgiyi söyler herkes gelmiş Zöhre’m niye gelmemiş diye seslenir. 

Benim Derlediğim Ezginin oluşum gerekçesi: 

Hatem Sultan bir bölük kızlar ile birlikte, Kür suyunun kırağında bulunan Gülistan bağlarını geziyordu. Tahir o zaman o bağın kenarında sazıyla oturmuş Zöhre’yi gözlüyordu. Nece sonra gördü ki bütün kızlar seyrana gelmiş ama Zöhre gelmemiş. Çünkü Zöhre’yi annesi eve kapatmış göndermemiş. 

Hatem Sultan kızların gezindiği yerlerde Tahir’in gezdiğini ve kızlara bakındığını görünce koşup kızlara haber verir. 

Bu kim ola, böyle gelip izinsiz bu çevrede dolana. 

Kızlar gülerek Zöhre’nin Butası »aşığı« derler. 

Hatem Sultan kendi sorumluluğunda olan kızları korumak amacıyla Tahir’e bu çevreden uzaklaşmasını söyler. 

Bu sözlerin üzerine Tahir alır sazı eline görelim Hatem Sultan’a ne dedi. 

Seyr-i gülistana Kür kenarına
Neden eller geldi Zöhre'm gelmedi
Loğman-ı tabibin zer pınarına
Neden eller geldi Zöhre'm gelmedi 

Yine aynı türkünün Azerbaycan çeşitlemesi olarak bilinen Yöresi: Tebriz / Kahramani Havası ise söylenilen ve Kaynak kişisi Aşık Hasan Gaffari olan sözlerin vesilesini yani söyleniş gerekçesini aktarayım. 

Hikaye şöyle:
»Kızım niye bikefsin?
Zöhre cevap verdi ki:
Ana, hastalanmışım başım ağrıyor.
Anası Zöhre’ye teselli vermekte olsun, ben size kimden haber vereyim. Tahir’den. Sabah açıldı. Tahir Zöhre’nin aşkıyla yerinden kalkıp elini yüzünü temiz temiz yudu, heybesini alıp mektebe taraf yöneldi. Ele ki vade yerine geldi, burada Zöhre’yi göremedi. Dizlerini kucaklayıp selvi ağacının dibinde oturdu. Zöhre’nin yolunu gözlemeye başladı. Ne kadar gözlediyse Zöhre gelmedi. 

Tahir’in hayaline geldi ki, belki emmim kızı beni sınamak için özü kasten tek mektebe gitmiş. Tahir durup mektebe geldi. Gördü Zöhre mektepte yoktur. Tahir Mirze’nin bir kardaşlığı vardı, adı Hanlar Han’ı idi. Özünü yetirip onun yanına ulaştı. Tahir saz yerine sinesine bir dal ağaç bastı, aldı görek Zöhre’sini Kardaşlığı Hanlar Han’ından ne cür soruyor. 

Zöhre’m Gelmedi[ii]  

Kahramani Havası 

Başına döndüyüm Hanların Han’ı
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi
Hakk götürsün ortalıkdan yamanı
Neden hamı[iii] geldi Zöhre’m gelmedi 

Sözün bu aşamasında öteki türkü sözlerine geçelim. İkinci türkü olarak ele alacağım sözler ise »Mektup Selam Söyle Benden Vatana«  dizesiyle başlayan ve TRT kaynaklarında Ali Ekber Çiçek ve Kemal Demir derlemeleri verildiğini kaynaklardan okuyorum. Her ikisi de bu ezgiyi derlemiş, ama değişik dizelerin yer aldığı değişik çeşitleme olayı veriliyor. Buda normaldir. Bu ezginin derlenmiş sözlerini vermeyeceğim çünkü her yerde var. Onlarca sanatçı seslendirmiş. Ben sadece Tahir İle Zöhre destanında geçen sözleri ve gerekçesini vereceğim. 

Türkünün kitaptaki anlatım gerekçesi: 

Hey! O devir, ne devri! O kale bir zindan, bu zinden bir mezar… bir giren bir daha çıkamazmış buradan… Tahir de bir mezara girer gibi girmiş; girerken de bir zindancı başının yüzüne bakmış, gözleri dolmuş ve sonra; Ne olur ağlar gibi el kadar kağıt versem size, verir misiniz verilecek birine?

Deyip öyle bir name dizip donatmış ki, firaklı mı dedin, firaklı; acep gözler kuru olarak okunur mu ki:

 Mektup selam söyle bizden vatana
Söyle benim için güller ağlasın
Gözü yaşlı düştüm ben bu zindana
Iraktır aramız yollar ağlasın 

Sözleri yazının sonunda tam olarak veriyorum. Böylece bu ezginin anlatısını da kısa geçiyorum. Sadece bilgi amaçlı yazılmıştır. 

Üçüncü türkü ise »Portakal Dilim Dilim« bu sözler üstünden bir şeyler söylersem şunları demem gerekiyor. Bu ezgide Zöhre ile Tahir karşılıklı söyleşiyorlar. Bu söyleşi içinde oluşan mani türü olarak on dörtlükten oluşan söyleşidir. Ezgi anonim bir yapıya bürünürken sadece Tahir’in sözleri yaygınlık kazanmıştır. Bu türkünün gerekçesi ise şöyledir. 

»zavallı yüreğindeki ateşi yele vermiş, yel almamış: sele vermiş, sel almamış: bari tele vereyim deyip, üç telli bir saz almış o gün… Eeee saz deyip de geçiyor musun, bir dın dedi mi gamı karaveti dağılır insanın. Zöhre kızdan bir güler yüz, bir tatlı söz duymayınca sazını alıp çıkıyor. Bir bir derdini döküyormuş ona; o da tel tel dağılıyormuş havuz başının güllerine… böyle aylar, günler geçmiş; bir akşam Zöhre bir ağaç altında oturmuş da dilim dilim portakal yiyiyormuş. Tahir’in geçtiğini görmüş da, yine de başını kaldırıp bakmamış. Bu öyle bir dokunmuş ki Tahir’e sabrı, takatı tükenmiş. 

Portakal dilim dilim
Gel otur benim gülüm
Ne dedim ne söyledim
Lal olsun benim dilim 

Diye bir mani dokundurunca, Zöhre de başlamış sitem üstüne siteme.«[iv] 

Yukarıda da değindiğim gibi iki sevgilinin karşılıklı söyleşisinden oluşan bir ezgidir. Bu ezginin üç çeşitlemesi benim arşivimde bulunuyor. Her üçü de Yadigar Kızılateş kaynaklı olup aynı zamanda tahir ile Zöhre destansı anlatımından yararlanılmıştır. 

Dördüncü ezgi sözleri ise Azerbaycan çeşitlemesinde bulunuyor. Değişik çeşitlemelerde farklı sözlerle varsa da benim arşivimde bu ezginin farklı çeşitlemeleri yoktur. Buyurun bu ezgiyi de okuyalım. 

Türkünün kaynaklarda ki anlatım gerekçesi:

»Keniz naelac qalıb, Tahir Mirzeni götürdü, bahar-bağının qapısına geldi. Tahir qapını açıb içeri daxil oldu. Ne gördü? Bura bir bağdı ki, deyirsen behiştin bir guşesidi, gülüstani-baği-iremden nişan verir. Bülbüller ceh-ceh, güller beh-beh deyir, her kes öz dilince, öz mehbubu ile razi-niyaz eleyir. Tahir Mirze bağı dolanırdı, gördü bir bülbül gülün yarpağını üzüb çekir göye, ordan buraxır; bülbül şığıyıb yarpaq göyde iken yene tutur. Tahir tamaşa eleyirdi, bülbül yarpağı bir de çekib buraxdı. Gül yarpağı bir qaratikan kolunun üste düşdü. Bülbül daldan şığıyıb onu götürmek isteyende üreyinden sancıldı qaratikan qelemesine. Gedib, başını sürüne-sürüne gülün yarpağının üste qoydu, can vermeye başladı. Tahir bir ah çekib, özünü yetirdi bülbülün başı üstüne. Onu o terefe, bu terefe aşırıb gördü ki, başı yarpağın üstünde, canını güle tapşırıb. Tahir kederlenib dedi: 

Heyhat!.. Bir bülbülcen de olmayasan?! Vefalı bülbül öz canını mehbubu yolunda feda eledi! Sen diyarbadiyar gezirsen. Yox olsun o baş ki, mehbube yolunda kesilmeye. 

Tahir bülbülün yanında diz çöküb, gözlerinin yaşını tökdü. Qemi coşa geldi, sazı sinesine basıb, görek ne deyir: 

Yaz olanda bağçalarda
Sen çalırsan tarı, bülbül!
Oxudun, derdim artırdın,
Oldun mennen yarı, bülbül! 

Tahir Mirze sözünü bitirib, öz-özüne dedi: “Ey dadi-bidad! Bir bülbülcen de olmayasan? O öz mehbubu yolunda merd-merdana canını feda eledi, sen canını qorumaq üçün diyarbadiyar gezirsen”.«[v]  

Son söz olarak şunu demeliyim. Bu ezgilere ve benzer ne kadar ezgi varsa tamamına el vurup yazıya aktarmak kolay bir çalışma olmadığı gibi, bir insanın başaracağı olayda değildir. Yukarıda da sözünü ettiğim gibi, mutlaka bu ezgilerin konumu hakkında derin ve uzun bir ekip çalışması yapılmalıdır. Hatalı ne kadar ezgi sözü varsa düzeltilmelidir. 

»Her ne kadar sürç-i lisan eylediysem affola«! 

Şimdi arşivimde bulunan değişik sözleri sırayla veriyorum.
****** 

01 Zöhre’m Gelmedi[vi] 

Yöre:           Göle/Hoşdülbent
Kaynak:       Ganime Kızılateş
                    Derbeder Havası 

Seyr-i gülistana Kür kenarına
Neden eller geldi Zöhre'm gelmedi
Loğman-ı tabibin zer pınarına
Neden eller geldi Zöhre'm gelmedi 

Günde ben
Gölgede sen günde ben
Yılda kurban bir olur
Sana kurban günde ben 

Bele güzel yoktu Hanlar elinde
Akıllı kemallı sözler dilinde
Mecnun galdım sahraların çölünde
Neden eller geldi Zöhre'm gelmedi 

Gülenaz
Bülbüle naz güle naz
Zöhre’m benim halıma
Ağlayan çok gülen az 

Ab-ı Kevser akar güzeller sağı
Çığrışın bülbüller mest edin bağı
Zöhre Han Tahir’in çeşm-i çerağı
Neden eller geldi Zöhre'm gelmedi 

Kime gidem
Kimim var kime gidem
Yarayı senden aldım
Dermana kime gidem
***** 

02 Zöhre’m Gelmedi[vii]  

Yöre:           Arpaçay / Derbeder
Kaynak:     Murat Çobanoğlu 
                Derbeder Havası 

Bölük bölük gelir mektep uşağı
Neden eller geldi Zöhre’m gelmedi
Beline bağlamış Acem kuşağı
Neden eller geldi Zöhre’m gelmedi 

Gülenaz
Bülbüle naz güle naz
Yavrum senin halına
Ağlayan çok gülen az 

Ele yüreğime düştü derin bir sızı
Yerin çiçeğidir göğün yıldızı
Yabancı değildi emmimin kızı
Neden eller geldi Zöhre’m gelmedi 

Alma yanı
Al olur alma yanı
Nasıl kabre koyarlar
Muradın almayanı 

Ne diyeyim bende böyle hallara
Şikayetim vardır bunca kullara
Sabah namazında düştü yollara
Neden eller geldi Zöhre’m gelmedi 

Kazan ağlar
Su kaynar kazan ağlar
Yar yolunda ölenin
Mezarın kazan ağlar
***** 

03 Zöhre’m Gelmedi[viii]  

Yöre:           Arpaçay / Derbeder
Kaynak:       Aşık Maksut Feryadi 
            Derbeder Havası 

Sırı sıra gelen mektep uşağı
Neden eller geldi Zöhre’m gelmedi
Beline bağlamış Acem kuşağı
Neden eller geldi Zöhre’m gelmedi 

Yavru yavru günde ben
Gölgede sen günde ben
Yılda kurban bir olur
Sana kurban günde ben 

Bad eser dağılır zülfün telleri
Ne göyçe danışır meni dilleri
Kudretten kınalı nazik elleri
Neden eller geldi zöhre'm gelmedi 

Yavru yavru sarayım
Bülbül bekler sarayım
Bergüzarı istemem
Gel ki bir yol sarayım 

Çığrışın bülbüller yandırın bağı
Felek bu sineme çekti bu dağı
Zöhre Han Tahir’in çeşm-i çerağı
Neden eller geldi Zöhre'm gelmedi 

Oğul oğul kime gidem
Kimim var kime gidem
Yarayı yardan aldım
Dermana kime gidem
***** 

04 Zöhre’m Gelmedi[ix]  

Tebriz Kahramani Havası
Kaynak: Aşık Hasan Gaffari 

Başına döndüyüm Hanların Hanı
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi
Hakk götürsün ortalıkdan yamanı
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi 

Ahşam oldu, biz de keçdik adalar
Könül dost yolunda salmış cidalar
Mekteb uşakları, Mollazadalar[x] 
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi 

Başına örtübdü gülnaz şalını
Terk eyleyib mektebhana yolunu
Hudam lal eylesin molla dilini
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi 

Men bilirem Hasan Sultan dövüptü
Yeğin çoğul geyip bir söz deyipti
Alıp kaddin ağlamağım ayıptı
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi 

Şikare geleydi bu bahar yazlar
Ağalar Han Tahir’in sümüğü sızlar[xi] 
Size kurban olum oğlanlar kızlar
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi
***** 

05 Zöhre’m Gelmedi[xii]  

Kahramani Havası
Azerbaycan çeşitlemesi. 

Başına döndüyüm Xanların xanı
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi
Hakk götürsün ortalıkdan yamanı
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi 

Axşam oldu, biz de keçdik adalar
Könül dost yolunda salmış cidalar
Mekteb uşakları, mollazadalar
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi

Başına örtübdü gülnaz şalını
Terk eyleyib mektebxana yolunu
Xudam lal eylesin molla dilini
Neden hamı geldi Zöhre’m gelmedi
***** 

01 Portakal Dilim Dilim[xiii]  

Portakal dilim dilim
Açmıyor benim gülüm
Ne dedim de küstürdüm
Kurusun ağzım dilim 

Benim yarım bir tane
Sarılmış mor fistana
Canım kurban olsun
Senin gibi Sultana

Bir taş attım ırmağa
Vardı düştü ırağa
Yüzük olsam dolansam
Al kınalı parmağa 

Mavilimsin maşallah
Sen benimsin inşallah
Herkesi kavuşturan
Bir Allah'tır bir Allah 

Koncalar açıp doldu
Ne kurudu ne soldu
Ben seninim Tahir'im
Bu benim ahtım oldu
***** 

02 Portakal Dilim Dilim[xiv] 

Portakal dilim dilim
Gel otur benim gülüm
Ne dedim de darıldın
Lal olsun ağzım dilim

        Oy dağlar dağlar dağlar
        Yanar yüreğim ağlar
        Ölülerden fayda yok
        Ağlasın bana sağlar 

Portakalı soymadım
Başucuma koymadım
Heç beni kınamayın
Ben yare doyamadım

        Oy dağlar dağlar dağlar
        Yanar yüreğim ağlar
        Ölülerden fayda yok
        Ağlasın bana sağlar 

Portakal koydum tasa
Gözümü sardı çise
Yari bana çağırın
Kulağım verdim sese

        Oy dağlar dağlar dağlar
        Yanar yüreğim ağlar
        Ölülerden fayda yok
        Ağlasın bana sağlar
*
**** 

03 Portakal Dilim Dilim[xv] 

Portakal dilim dilim
Gel otur benim gülüm
Ne dedim ne söyledim
Lal olsun benim dilim

Dola kolların boynuma
            Sok ellerin koynuma
            Bir gece eyle beni
            Her gece eyle beni 

Portakalı dermezler
Seni bana vermezler
Gel sarılıp yatalım
Ay karanlık görmezler

Dola kolların boynuma
            Sok ellerin koynuma
            Bir gece eyle beni
            Her gece eyle beni 

Portakalın irisi
Geçti kızlar sürüsü
Sürüsünde fayda yok
Yaktı beni birisi

Dola kolların boynuma
            Sok ellerin koynuma
            Bir gece eyle beni
            Her gece eyle beni
***** 

01 Mektup Selam Söyle[xvi] 

Mektup selam söyle bizden vatana
Söyle benim için güller ağlasın
Gözü yaşlı düştüm ben bu zindana
Iraktır aramız yollar ağlasın 

Sılanın çevresi bahçeler bağlar
Oturmuş analar oğul der ağlar
Yara perde olmuş yıkılsın dağlar
Yarin ağzındaki diller ağlasın 

Biz haktan düşmüşüz aşka ateşe
Neye şu ayrılık geldi bu başa
Söyleyin şu dağlara toprağa taşa
Yaylalar ah atsin çöller ağlasın 

Zühre'm bu zindanda böyle çürüsem
İflah olmaz hasretinle ölürsem
Kavuşmaz da ta mahşere kalırsam
Han Tahir halime eller ağlasın
***** 

Sarı Bülbül[xvii] 

Yaz olanda bağçalarda
Sen çalırsan tarı, bülbül!
Oxudun, derdim artırdın,
Oldun mennen yarı, bülbül! 

Bülbül, senin işin kandı,
Aşıklar oduna yandı;
Neden her yerin elvandı,
Köksün altı sarı, bülbül!? 

Bülbül, sen dala sekersen,
Göz yaşın güle tökersen,
On bir ay hesret çekersen,
Bir ayı da zarı, bülbül. 

Bülbül, geyinmisen yaşıl,
Kolların boynumdan aşır;
Ağlamak mene yaraşır,
Koy ağlayım barı, bülbül! 

Bülbül, sen meni kandırdın,
Gülşen bağı dolandırdın,
Axır oduna yandırdın,
Yazık Han Tahir’i, bülbül!

 

Orhan Bahçıvan, »Halis Kızılateş«

 



[i] Anadolu Türk Ezgileri ve Ezgi Makamları. »İkinci Yazı«…
[ii] Tahir Ve Zöhre Destanı Azerbaycan Çeşitlemesi.
[iii] Hamı: Herkes, hepisi, Eller…
[iv] Tahir İle Zühre Destanından. Eflatun Cem Güney, Yeditepe Yayınları 1960 İstanbul.
[v] Tahir ve Zöhre Aşık Hüseyin, Azerbaycan çeşitlemesi.
[vi] Ablamdan derlediğim bu sözler yöremizde anlatılan Zöhre anlatısından alıntıdır. Yerli Makamı olan ve Derbeder adıyla bilinen makamla söylenilir…
[vii] Derbeder Makamı.
[viii] Aşık Maksut Feryadi bu şiirin birinci ve üçüncü dörtlüklerini okuyor.
[ix] Tahir İle Zöhre Destanı, Azerbaycan/Tebriz anlatımı, Anlatan Aşık Hasan Gaffari, Kahramani havasıyla yorumlanıyor.
[x] Mollazadalar: Öğretmenler, öğretim görevlileri.
[xi] Sümük- Bizde “burundan gelen salgı”, Azerbaycan Türkçesine göre “kemik” anlamına gelir. Mesela Azerbaycan dilinde “sümüklü et” pirzola demektir.
[xii] Tahir Ve Zöhre Destanı Azerbaycan Çeşitlemesi.
[xiii] Tahir İle Zühre Destanından. Eflatun Cem Güney, Yeditepe Yayınları 1960 İstanbul.
[xiv] Tahir İle Zühre Destanından. Eflatun Cem Güney, Yeditepe Yayınları 1960 İstanbul.
[xv] Tahir İle Zühre Destanından. Eflatun Cem Güney, Yeditepe Yayınları 1960 İstanbul.
[xvi] Tahir İle Zühre Destanından. Eflatun Cem Güney, Yeditepe Yayınları 1960 İstanbul.
[xvii] Tahir ve Zöhre Aşık Hüseyin, Azerbaycan çeşitlemesi.
 

29 Nisan 2021 Perşembe

Mor Dağların Çocuğuyum...

 
Mor Dağların Çocuğuyum...

 

Anam beni
Mor dağların eteğine doğurdu
Harman zamanı

 

Yüreğim gecenin yeşiline ağlıyor
İhanete yenik düşmüş 

Cemre varlığını toprağıma salıyor
Suyum ısınmış 

Zerrenin patladığı bir anda
Kırağı düşüyor 

Ayaklarımda pranga olmasına rağmen
Özgür mahkumum 

Gözlerim dikenli tel firarisi
Güneş üşümeleri 

Ayrılık kendi hanesinde tartılıyor
Kurşuni rengiyle 

Yitirilmiş umutların arifesinde
İnsan hep ayakta 

Dönence yüzlü bu dünyanın
Temeli yangın 

Toprak kan kokunca aniden
Kendini parçaladı 

Ezgili sesim deryalarda özünü arıtıyor
Teferruat dedikleri şeylere 

Sancılı bir yaşamın içindeyim bilirsin
Tırnaklarım pas tutmuş 

Küheylan kişnemesi mahmuz vurgunu
Dizginleri koparmış asi 

Yaşamın kuytu denilen girdabında
Ellerim çiçek yarası
Ezgili 

Ben bu kaçışların
Sesinde yitirdim gençliğimi
Bırakın yüreğimi kendi kendine ağlasın 

Yanılgı
Tozkoparan bir vuruştur derler
Sadece kendimi topluyorum tezgahlarda 

Şimdi geriye gidiyor ayaklarım
Sayı saymayı çoktan unuttu beynim
Merdiven boşluğu kaybolduğum yer 

Tiryaki yalnızlığın parçasıyım
Ezgiler boğuyor var olan benliğimi
Haydi diyorum Bahçıvan
Dağlara sığın 

Yüreğimde gecenin katran karası
Elimin içinde sıcaklık 

Kendi adıma ses veriyorum dinleyin
Eteğine doğduğum dağlarda 

Beynim rüzgar önünde fener misali
Hangi dağa sığınsam dersin 

Kendimi taşıyorum sadece dil içinde
Ezgilerin kapısı kilitli 

Kırılıyor suların çağladığı kayalar
Balıkların sesiyle

Kirpiklerim dökülüyor astımlı çimenlere
Mazgalı parçalanmış esaret adına 

Rüzgar asi bir küheylandır yitirilmiş gecede
Bense mor dağların çocuğuyum
Anamın kucağında
 

Orhan Bahçıvan, »Halis Kızılateş«
Mor Dağların Çocuğuyum Kitabından…

3 Nisan 2021 Cumartesi

Sarı Gelin Türküsü Ve Derleme Çalışmaları:

Sarı Gelin Türküsü Ve Derleme Çalışmaları: 

Ardahan yöresi derleme çalışmaları hakkında
bir değerlendirme yazısıdır. 

Hem Sözlü hem de yazın alanında günümüze kadar yapılan derleme çalışmaları içinde yer alan yöremiz ve yöremize ait olan türküler, nedense bir bütün içinde değiller. Yığma sistemiyle derlenen bu çalışma türü, yöre ekibi denilen kaynak kişi sunumuyla günümüze kadar gelmiştir. Bu nedenle kaynak kişisi olmayan bir türkünün tam sahasına inemiyoruz. 

Yörelerin iç bünyesine girilince şehirler kasabalar beldeler ve köyler akla geliyor. Aklımıza gelen bir başka kavram ise, Ozanlar, ozanlar da yöresel adlar almakla kendilerini ifade etmişler. Göleli Ferman Baba, Merdinikli Türkmen Karaca-Oğlan, Narmanlı Sümmani, Bursalı Halil, Karslı Tüccari, Göleli Nalbant adlarını sayarken daha iç detaya inildiği zaman köy adlarını kendisine mahlas olarak alanlar da vardır. Heveli Babuş, Penekli Zelili, Bardızlı İhsani diyebiliriz. 

Bunları niçin yazıyorum? 

Bunlar türkülerin gruplandırılmasına yardımcı olan öğelerdir. Derleme çalışmaları yapılırken, bu öğeler göz önünde bulundurulması gerekir sanıyorum. 

Bulundurmak demek o bölgenin yaşam koşullarını kavramak demektir. Dil üslubundan tutun anlatım üslubuna kadar akla ne geliyorsa tümünü bir derlemeci tam olarak bilmek zorundadır. “En azından derleme yaptığın yöreyi bütün hatlarıyla tanımalıdır. 

Bu anlattığım derlemede birinci öğe olarak görülmelidir. 

İkinci öğe ise, yine derlemeci derleme yaptığı yörenin halk hikâyelerini, dini söylencelerini, masal ve tekerlemelerini asgarî bir ölçüde bilmelidir. Daha sonra o yörede gelmiş geçmiş ozanları ve ozanların yorum, makam şiir düzeni ve tasnif ettiği hikâyeleri de bilmesi gerekir. 

Küçük bir not olarak, şunu hemen belirtmem gerekiyor. Eğer Eflatun Cem Güney’in Hazırladığı Tahir İle Zühre destansı anlatımını okuduysanız. Kitabın 27. Sayfasında yer alan »Mektup Selam eyle bizden vatana« dizesiyle başlayan ve anlatıda kadın kahraman Zühre adına, destanın baş kahramanı Tahir zindana düştüğü zaman, zindanda yatarken, öyle bir name dizer ki, işte bu namenin sözleridir bu ezginin sözleri. Gelin görün ki, bu sözler bugün TRT kayıtlarında kimlerin üstüne ve ne şekilde yazıldıysa söylesinler.

Ben bütün bunları neden yazıyorum. 

Eğer bir derlemeci Âşık Veysel kaynaklı “Necip Bey” türküsünün “Necip Bey İle Telli Hanım” hikâyesinden geçtiğini bilirse türkü her ne kadar Sivaslı Âşık Veysel dilinden derlenirse o türkü yöresine verilmelidir. Dip not olarak kaynak Âşık Veysel Sivas derlemesi olarak yazılmalıdır. Yani kısaca türkü yerine iade edilmelidir. 

Yöre dışına taşan ve gittiği yörede ünlenen bazı türküler ise “ben buralı değilim” diye bağırıyor. Güney Anadolu’da derlenen ve oradaki sanatçıların sesiyle ünlenen bir türkü vardır ki, bu türkü “ben buralı değilim” diye bağırıyor. 

Az sonra öyküsü ile birlikte sözünü edeceğim türkü TRT kayıtlarında, Kerkük yöresi türkü derlemeleri arasında yer aldığını ve dahası Abdulvahit Kuzecioğlu kaynaklı olduğunu biliyorum. Ancak, bu yörede söylenilen türkülerin özünde Kaşkay türküleri ile bir bütünlük gösterdiğini önemle belirtmeliyim. 

Benim söylemek istediğim söz, türkünün Kerkük yöresi derlemesi olduğuna değil, bu türkü sözlerinin farklı aktarılması olayınadır. Türkünün söz döşemesi, yöre konumuna göre uyarlanmıştır. Güney doğu yöresinde ağa kavramı, bütün çağrışımların başında gelir. Çünkü güney yöresi halen feodalizmi yaşıyor. Bu yöre genelde ağalık kavramıyla iç içedir. Ana sözcüğü ile ağa sözcüğünün yer değiştirmesi normaldir. Ana bahşiş vermiyor, sıra gecelerinde ağa bahşiş veriyor. 

Türkü şu: “Ağam Ağam Öz Ağam, Kaynak: Abdulvahit Kuzecioğlu / Yöre: Kerkük” bütün kayıtlar böyle veriyor.  Söz dizimi incelendiği zaman görülen manzara şu. İki dizeyi yazmalıyım. »Men sene gülüm demem / Gülüm ömrü kem olur« ilginç olan bir olay, erkeğin erkeğe gülüm diye seslenmesi sanırım Kerkük yöresinde bir gelenektir. 

Sözü uzatmadan bizim yöreye geçelim. Bizim yörede söylenilen “Anam anam öz anam/ çık eyvana gez anam” dizesiyle başlayan ve devam eden bu türkü Ardahan Çıldır ve Arpaçay yörelerinde Acem ağzı söylenen bir türküdür. Türkü aslen Ardahan yöresine de ait değildir. Azerbaycan yöresinden bizim oralara gelmiş bir Kaşkay Mahnısıdır. Gelmiş ama biz gelen türküyü geldiği gibi söylüyoruz. Nasıl mı? 

Üvey ana elinde kalan ve öz ana sevgisini arayan iki küçük, bacı kardeşin duygularını anlatan, çocuk ağzı diye adlandırılan ya da çocuk sesi olarak söylenilen bir türkü çeşididir. Bilindiği gibi türkülerde ağız vardır. Erkek ağzı türküler, kadın ağzı türküler, çocuk ağzı türküler, çoban ağzı türküler, çiftçi ağzı türküler olduğu gibi türküyü kim söylüyorsa onun adıyla onun ağzıyla anılır. 

Gelelim bildiğimiz türküyü anlatan söylenceye. 

Çok eskilerde bacı kardeş varmış. Bu iki kardeş çok zalim olan bir üvey ananın elinde kalmışlar. Üvey ana bu iki kardeşe geçen her günü zehir etmek için elinden geleni ardına koymazmış. Evlerinde bulunan bir kuzuyu bu iki kardeşe emanet edip, ormanda otlağa gönderirmiş. Her seferinde şöyle tembihte bulunurmuş. 

»Kuzuyu iyi otarın karnını iyi doyurun. Sakın kaybetmeyin eğer kaybederseniz size dünyayı dar ederim.« 

Gel zaman git zaman iki kardeş kuzuyu otlatmak için meşeye götürür getirirmişler. Bir gün oyuna dalan çocuklar kuzuyu kaybederler. Arayıp arayıp dururlar, hiçbir yerde kuzuyu bulamazlar. Korkularından eve de dönemezler. 

Üvey ana çocukların akşam eve dönmeyişini görünce ne oldu kaygısıyla meşede onları aramaya çıkar. Daha sonra çocukların olduğu alana girince çocuklar üvey ananın gelişini görürler ve kuzunun kayıp olduğunu söylerler bu olaya çok kızan ve hiddetle iki kardeşin üstüne yürüyen üvey ananın önünden kaçan çocuklar, Allah’tan kuş olup uçmayı dilerler. Ve nihayeti iki kardeşte kuş olup uçarlar. O gün bugündür ormanda kaybolan kuzuyu ararlar ama bulamazlar. İşte bu iki kardeşin hem ağlayarak hem de uçarak söyledikleri bir türküdür. Söylenen bu türkü. 

Türkü Şöyle başlıyor: 

“Anam anam öz anam / çık eyvana gez anam”  

Konuştuğumuz dilin yapısında öz ana ve üvey ana kavramı vardır. İnkâra gerek yok... 

Peki, Türk dili genelinde “öz ağa ile üvey ağa” kavramı var mıdır? Benim bildiğim kadarıyla yoktur. Eğer ben bilmiyorsam bu kavramın varlığını TDK açıklasın. 

Türkü Derlemeleri. 

Cumhuriyet yıllarının başlangıcı, Anadolu denilen toprakların üstünde halkçılık rüzgârlarının estiği bir dönemdir. Bu dönem, aydınlar ile halk arasında belli bir yakınlaşmayı da ön plana getirmiştir. Artık aydınlar saraylarda oturup pencereden insanlara bakmıyor. Evinden çıkıp halk denilen bu insanların içine rahatlıkla gidip, halk sohbetlerine katılmaya başladılar. Bir taraftan yeni sistemi halka benimsetip sevdirmek amacıyla diğer bir yanı ise, halk adına iş yaptıklarını kanıtlama diyelim. 

Halk ezgileri: 

Halk ezgileri o dönemde sesten sese ulaşarak dağılma niteliğine sahipti. Dolayısıyla, bozulma oranları daha azdı. Günümüzdeki iletişim araçlarının insan yaşamında yer almasıyla birlikte ezgilerin dağılımı daha da hızlı olmaya başlamıştır. Bu dağılım olumlu sonuçlar getireceğine tam aksine olumsuz sonuçların sorumlusu olmaya başlamıştır. 

Dolayısıyla halk ezgileri kendine has yöresel ritmik ve melodik karakterlerini de yitirmeye başlamışlar. Türkülerde söz döşeme sistemi genelde bozulmuş. Ozanların mahlas yazdıkları kubbeler atılmış tüm türküler anonim kılınmıştır. 

Ozanların adları türkülerde niçin çıkarıldı? Bunca türkü sahibini tanırken sahibine yabancı kılındı. Olaya mantık ölçüsüyle bakınca şunu görüyoruz. Bir türkünün mahlas bölümünde SÜMMANİ adı geçiyorsa, bu türküyü derleyen ya da okuyan kişi kendi yöresine ve kendi hanesine yazma şansını yitiriyor. Ya da bir TRT sanatçısının dediği gibi, “her türküyü olduğu gibi bozmadan orijinal yapısıyla sunarsak, açlıktan ölürüz” 

Bu tutum eğer doğru ise, Halk ezgileri adına bu bir kırılmadır. Bu kırılma ekseninde Bursalı Halil, Merdinikli Türkmen Karaca Oğlan, Dadaloğlu, Seyrani ve daha niceleri yok edilmiştir. 

Halk ezgilerinin birçokları derlendiği yörenin özelliğini taşımıyor. Bu bir suç değildir. Çünkü zorunlu göçler, yöreleri ve türküleri harmanlamıştır. Sivas yöresinde derlenen Celaloğlan ağıdı, Mihrali Bey türküsü (ağıdı) ve daha niceleri Sivas yöresinin özelliğini taşımıyor. O halde bu türküler Sivas yöresinde ne arıyor. Soruya yanıt türkülerin yanıtıdır. Sivas yöresine getirilip yerleştirilen Terekemeler, Ahıska yöresi göçmenleri, Massagetler gelip yerleştikleri bu yörelere, kültürel bir sunum olarak türkülerini de birlikte getirmişler. İç Anadolu yöresinde de konum aynıdır. 

Kozanoğlu isyanıyla zorunlu göçe tabi tutulan Afşarların gelmesiyle Güney türküleri iç Anadolu’ya taşınmıştır. Bizim yöremiz sayılan Ardahan’da Dersim (Tunceli) türkülerini derlemek mümkündür. Çünkü Dersim’den Ardahan’a zorunlu gönderilenler, kendi kültürlerini de türkülerini de birlikte getirmişler. 

Ben yaptığım derlemelerimde şöyle bir yöntem izlerim. Bir türkü Ankara’dan derlenmiş. Ezgi güzel ama sözleri en az beş türkünün sözlerinin karışımından oluşuyorsa, ben bu türkünün en sağlam söz döşeme sistemini bulmaya çalışırım. Bulduğum zaman o türküyü o şehre ya da o yöreye aktarırım. Kanımca karışıklığın önüne böyle geçilir. Art niyetli kişilerde bu sistemi anlayınca ezginin üstüne yalan sözler koyarak sahiplenme konumundan vazgeçerler. En azından caydırıcı bir yöntem olur diye düşünüyorum. 

Türkü Derleme Olayı… 

Rauf Yekta adıyla başlayan derlemecilik, Muzaffer Sarısözen’le doruk noktaya erişmiştir. Genelde yöresel yazım hatalarını saymazsak. Bu derlemeler en sağlam derlemelerdir. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından itibaren derleme çalışmaları, bilimsel bir potaya taşınmak istenmiştir. Bu amaçla çeşitli devlet kurumları işe el atmışlar. Çünkü yeni kurulan bir cumhuriyetin her alanda yenileşen sisteme uygun bir müzik politikası da olmalıydı. Bu gerçekler göz önüne alınınca Anadolu toprağının sesine kulak verildi. Yani kısacası, Anadolu halk ezgilerini Türk müziğinin öz kaynaklarından olduğunu kabul ediyor ve derlenmesi için gereken koşulları yerine getiriyordu. 

Derlemeler nasıl oluyordu? 

İlk derleme çalışmaları: 

Bu derleme işinin ilk taşıyıcıları müzikle uğraşan öğretmenlerdi. (Köy Enstitüleri) Müzik öğretmenleri derlediği türküleri notaya alıp, dönemin tek yetkili kurumu olan “İstanbul Belediye Konservatuarı’na yani şimdi ki, “İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na gönderiyorlardı. Bu yöntem güvenilir olmadığı için, yerinde tespit ve yerinde derleme yöntemi gündeme geliyor. İşte bu kararla birlikte derlemeciler halk içine gitmeye başlıyorlar. 

İkinci derleme çalışmaları: 

1926 yılında adı geçen konservatuarın öğretim görevlilerinden, bir gurup kalkıp, 

  1. Kayseri
  2. Sivas
  3. Niğde
  4. Adana
  5. Gaziantep
  6. Urfa şehirlerini teker teker dolaştılar. Bu dolaşmanın getirdiği verimlilik kendini gösterince, aynı gurup bir yıl sonra, Manisa, Karaman, Alaşehir, Konya, Ereğli, Ödemiş ve Aydın yöresinde türkü derlemeleri gerçekleşmiştir. 

Üçüncü derleme çalışmaları: 

1928 yılında ise üçüncü kez derleme gezilerine çıkılmıştır. Gezilen yöreler ise: 

  1. Ankara
  2. Çankırı
  3. İnebolu
  4. Kastamonu
  5. Kütahya
  6. Eskişehir
  7. Bursa illeri gezilmiştir. 

Dördüncü derleme çalışmaları: 

1929 yılında yapılmıştır gezilen yöreler ise şunlardır: 

  1. Trabzon
  2. Gümüşhane
  3. Erzincan,
  4. Bayburt
  5. Erzurum
  6. Giresun
  7. Rize
  8. Sinop yöreleridir 

Dördüncü derleme çalışmaları sona erir ermez, arkasından bu çalışmaları yürüten uzman kadronun da çalışmaları durdurulur. Uzman kadro denince bu kadroda yerini alan görevlilerin isimlerini de verelim. 

Görevli uzmanlar: 

  1. Mahmut Ragıp Gazimihal
  2. Yusuf Ziya Demircioğlu
  3. Ferruh Arsunar
  4. Muhittin Sadak
  5. Rauf Yekta adlarını saymak mümkündür. 

Derleme çalışmaları 1937 yılına kadar ara vermiştir. Bir olayı belirtelim. Uzmanlar düzeyinde kesintiye uğrayan bu çalışmalar kişiler bazında mutlaka sürdürülmüştür. 

Yeniden derleme çalışmalarının başlaması. İşin bundan sonra ki dönemini Ankara Devlet Konservatuarı ele alıyor. Yani derleme çalışmaları İstanbul’dan Ankara’ya taşınıyor. Ankara’da başlatılan derleme çalışmalarını yapan uzman kadroların adlarını ve derleme yaptıkları tarihleri verelim... (Bu bilgiler TRT kaynaklıdır) 

  1. Hasan Ferit Alnar
  2. Necil Kazım Akses
  3. Ulvi Cemal Erkin
  4. Halil Bedii
  5. Muzaffer Sarısözen
  6. Arif Etikan
  7. Cevat Memduh Altar
  8. Tahsin Banguoğlu
  9. Rıza Yetişen
  10. Nurullah Taşkıran
  11. Mahmut Ragıp Gazimihal
  12. Mithat Fenmen 

1937 ile 1942 yıllarında derleme yapan uzmanlar. 

İlk beş yıl böylece tamamlanmış oldu. Sonra ki on geziye çıkan uzman kadronun isimlerini de yazalım. 

  1. Muzaffer Sarısözen
  2. Halil Bedii Yönetken ve
  3. Rıza Yetişen 

Gibi üç isim verebilirim. Bu süreç içinde on bine yakın türkünün derlendiğini ve notaya alınarak arşive aktarıldığı yazılıp söyleniliyor. Ancak tüm anlatılarda yukarıya adlarını yazdığım derlemecilerden nedense söz edilmiyor. Sadece Muzaffer Sarısözen isminden söz ediliyor. Ayrıca derlemelerin temel kaynağı olan Köy Enstitülerinden hiç söz edilmiyor. 

TRT’nin kuruluşu ve radyo Çalışanları’nın derlemeleri gündeme gelir. 

Ankara Radyosu, 1927 yılının Kasım ayında (bazı kayıtlarda 18 Ekim olarak geçmektedir) Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi tarafından devreye sokulmuş ve ilk defa 1554 metre üzerinden 5 kW gücündeki vericiyle yayın hayatına başlamıştır. 

T.R.T Ankara radyosu “Yurttan Sesler”  koro şefi Muzaffer Sarısözen başkanlığında yapılan ilk derleme gezisinde ise, 

  1. Kars
  2. Erzurum
  3. Erzincan
  4. Van
  5. Hakkâri
  6. Diyarbakır
  7. Elâzığ (Harput)
  8. Urfa
  9. Adana
  10. Bitlis
  11. Siirt
  12. Muş,
  13. Bingöl yöreleri gezildi ve yöredeki ezgiler bantlara kayıt edilerek TRT Ankara radyosuna getirildi. 

1967'de ise, daha geniş bir kadroyla dağınık bir şekilde ekip çalışmalarına geçilmiştir. Bu çalışmalar, yedi şehirde yedi ekip görev yapmıştır. Ekiplerin çalıştığı şehirler ise şunlardır: 

  1. Gaziantep
  2. Burdur
  3. Van
  4. Erzurum
  5. İzmir
  6. Trabzon
  7. Balıkesir 

1971 yılına gelindiği zaman TRT Ankara radyosunun derleme çalışmaları son çalışma olarak kaynaklara geçmiştir. Bu derleme gezisinde ise, Erzurum ve Kars yörelerine özgü Halk ozanlarının destansı anlatımları, türküleri, atışmaları, deyişleri ve yöreye özgü halk türküleri derlenmiştir. Ayrıca, davul zurna halkoyun havaları derlenmiştir. TRT kaynaklı bu derlemenin Kars şehrine özgü olan listesi aşağıda verilmiştir.  Bu liste TRT kaynaklıdır. 

Bu derlemelerin yapıldığı tarihte ise, Kars üçe bölünmemiştir. Ardahan ve Iğdır Kars’ın ilçeleri konumundadır. Bu derleme çalışmasını yapanlar ilçeler bazında bir derleme yapıp yapmadığını belirtmemişler. Benim ayrıca “Göle Yöresi Halk Oyunları” başlığı altında bir çalışmam vardır ki, orda yer alan onlarca halkoyunu bu listede yok. Bu çalışmalar takdirle karşılanırken eksik kalan yerlerinin doldurulması gerektiğine de inanıyorum. 

İnandığım bir başka olay vardır ki oda şu: Yapılan bu derlemelerin içinde Göle’nin Okçu köyünde ki Ali’nin söylediği Sarı Gelin türküsü kayıtlarda yok. Kayıtlarda olmayan türkü görelim ki nerelerde varlığını bildiriyor bizlere. 

Bugünlerde okuyup bitirdiğim bir kitaptan söz edeyim istedim. Bu kitap, Ahmed Refik Altınay'ın yazdığı »Kafkas Yollarında, Hatıralar ve Tahassüsler« 1919’da basılan ve eski yazıdan günümüz Türkçesine hazırlayan: Yunus Zeyrek, Millî Eğitim Bakanlığı, Türk Edebiyatı Dizisi, İstanbul 2001 de basılmış bir gezi notları kitabı. 

Kitabı tanıtmak amacıyla beni ve benim memleketim olan Ardahan ile Merdinik »Göle« dediğimiz küçük kasabamı ilgilendiren bölümü yayınlayarak bir tanıtım amacına üstleneyim istedim. 

Ahmed Refik Altınay'ın Kafkas Yollarında adlı gezi notlarında sözünü ettiği Merdinik kasabası benim kasabam. Bu kasabanın hemen girişinde yani, Kars yolu üstünde olan Okçu köyünden söz ediyor. Bu köy Merdinik »Göle« kasabasıyla birleşik konumdadır. 

Kitabın içinde anlatılan (Ardahan, 18 Mayıs 1918 Perşembe »18 Mayıs 1334«) başlığıyla bulunan, benim ayırıp buraya aktardığım bu yazı, Ahmed Refik Altınay'ın Okçu köyünde, Okçulu Ali'den dinleyip derlediği ve yazıya geçirdiği türküleri ve türkü hikayesini Derleme notlarımda aktarmıştım. Bu yazıda ise yorumsuz vermek istedim. 

Bu yazının kayda değer yanı benim için şudur: Ahmed Refik Altınay'ın Merdinik kasabasında dinleyip yazıya geçirdiği türkülerin belgesi niteliğinde olması. 

Bu yazı bir bakıma kendi düzeyinde bulunduğu sahayı bütün varlığıyla aktarmasıdır. Yöre de söylenilen türküleri ve türkü sözlerini içerdiği için önemli bir tarihi belgedir. Bu kitabın 1919 da yayınlandığını söylemeliyim. Yani bu tarihten bir yıl önce oralarda gezilmiş ve not alınmıştır. Yazar Ahmed Refik Altınay 1918. tarihini zaten veriyor. 

Bu kitabı günümüz diliyle yayına hazırlayan değerli hemşerim Yunus Zeyrek hocama teşekkürlerimi gönderiyorum. Bundan sonraki bölüm kitaptan aynen alınmıştır... 

Kafkas Yollarında »Ahmed Refik Altınay«[i] 

»Ardahan, 18 Mayıs 1918 Perşembe 18 Mayıs 1334« 

»Kars’tan güneşli bir havada çıktık. Artık soğuktan, kardan, süreksiz yağmurlardan kurtulduk sanıyorduk. Zaten bir aydan beri mevsimleri de şaşırmıştık: Dağlar kış, ovalar bahar, tepeler kar, vadiler çiçeklerle dolu. 

Kars civarı pek güzel. Kars Suyu’nun söğütlü sahillerinden geniş ve yeşil ovaya girildiği zaman zarif ve muntazam köyler görülüyor. Henüz tomurcuklanmaya başlayan ağaçlar altında sarışın tüyleri, kırmızı ibikleriyle horozlar ve tavuklar, çimenler üzerinde otluyor, koyunlar meliyor, kovanlar etrafında arılar neşe ve âhenkle uçuşuyor. Ufak, yalın ayak bir çocuk, samanlığın üzerinde oturmuş, türkü söylüyor. Aşağıda, başında mendil, bir Rus kadını, inek sağmakla meşgul... Uzakta, ağaçlar arasından derenin çağıltısı geliyor. Hava sıcak. Uzun ve muntazam bir köprünün, serinlikler içinde akan durgun ve parlak suları kenarında, boylu boslu üç dört Türk kızı, bacaklarını sıvamışlar, siyah kâküllerini alınlarına dökmüşler, çamaşır yıkıyorlar. Burası bir Malakan köyü. Köyü, Türkler işgal etmişler. Yol boyunca dizilen Malakan evleri, âdeta birer köşk. Önlerinde ağaçlar ve bahçeler, yan tarafında Kars’tan Ardahan’a giden demir yolunun muntazam rayları, biraz ötede ovanın çiçekli yeşillikleri üzerinde davar sürüleri. Koyunlar sâkin sâkin otluyor. Savaşın ölüm saçan fırtınası, bu yerlerden geçmemiş. Buralar, ruha neşe ve ferahlık veren güneşli bir sema altında, yeşil ovaları, çiçekli tepeleri, berrak dereleri, şirin köyleriyle yaşayan bir mıntıka. 

Kars civarındaki yüksek tepe çıkılmakla bitmiyor. Göz, renkten başka bir şey görmüyor. Kulak, nağmeden başka bir şey işitmiyor. Güya Kars ovalarındaki kuşların, sabahı saygıyla selâmlama zamanı. Kırlar, dereler, ağaçlar, tatlı cıvıltılar, baygın nağmeler, keskin sesler, aralıksız ezgilerle çınlıyor. Bazen yol kenarındaki taş kümeleri üzerinde zarif bir kuş, turuncu göğsü, elâ gözleriyle, sevimli gagasıyla, başını semanın maviliklerine dikmiş ötüyor, ötüyor; heyecan içinde, zevk içinde feryat ediyor. Sonra birdenbire, parlak renkli kanatlarını çırparak uçuyor, ovanın yeşilliklerine karışıyor. Bütün bu âhenk içinde, nağmelerinin şenliği ile ruhta tatlı neşeler uyandıran bir bestekâr var: Tarla kuşu... Bazen çalılar arasından, birdenbire kumral bir kanat anî ve seri bir uçuşla mavilikler içinde yükseliyor. Yükseldikçe ötüyor, öttükçe şevke geliyor. Bu seda güya semaların şarkı söyleyen ruhu... Aşağıda, sarızambaklar, mor karabaşlar, eflâtun çiçekler arasında ufak bir yuva var. İçinde, güzel bir kadın yüzündeki lekeleri andıran beneklerle süslü, iki üç yumurta, havalarda öten ananın inişini gözleyip duruyor. Çalılarda cıvıldayan kuşlar, hep susmuşlar, bu ilahî nağmeyi dinliyorlar. 

Tepeler yükseldikçe nağmeler azalıyor. Hava gittikçe soğuyor. Yamaçlarda kıştan kalma kar parçaları var. Eriyen kar suları, yataklar teşkil ederek akıyor. Çayırlarda mavi sümbül kümelerini canlandırıyor. Yolda birçok köyler. Büyük kısmı boş... Aygır gölünün kenarına Rus garnizonları yapılmış. Garnizonlar sıralı, yer altı barınakları şeklinde, oldukça muntazam, kapılarının yanına, pencerelerinin kenarına çimler kaplanmış, baharın tazeliği ile yeşil bir renk almış. 

Garnizonlar bittikten sonra, Göle ovası başlıyor. Ufak bir Çerkez çocuğu, başında papak, elinde kırbaç, sert bir ata binmiş, önündeki atları koşturuyor, rüzgâr gibi uçup gidiyor. Kars’tan Ardahan’a yapılan demir yolu hattı buradan geçiyor. Ne güzel akşam! Geniş ufukları, çamlı dağlarla çevrili kırların muhtelif yerlerinde köyler görülüyor. Bunlar Şarani ve Salut köyleri. Ocaklarından duman tüten köyleri ilk defa görüyoruz! Güneş batmış, yüksek ufuklarda hafif bir kızıllık var. Uzak köylerin bacalarından çıkan mavi bir duman, yeşil bir zemin üzerine sessizce yayılıyor ve uzanıyor. Her taraf sükûn içinde... Ovada sürü sürü inekler. Koyun sürüleri ağıllarına dönüyor. Bataklıklara ufukların tatlı renkleri aksetmiş, bütün sular, çayırlar ortasında turuncu bir renk almış. Arada sırada, gecikmiş birkaç kuş, ovanın esmerlikleri içinde uçuşuyor. Son nağmeleri, uzaklardan gelen derelerin çağıltılarına karışıyor. Çayırın ortasında, demir yolunun geçtiği yerlerde, uzun ve muntazam ahşap köprülerin sarı renkleri ovanın yeşillikleri arasında fark ediliyor. O geceyi Merdinik’te geçireceğiz. Merdinik (Göle) civarındaki Okçu köyü tamamen harap. Bu bedbaht köy, çoktan gömülmüş bir insan mezarını andırıyor. Duvarlarında otlar bitmiş, çiçekler açmış. Okçu köylüler ordumuzun ilk Sarıkamış muharebesi üzerine bize yardımla, Ruslara ihanetle suçlanan, köyleri ve evleri Kazaklar tarafından yakılan, talan edilen zavallılar. Şimdi, Merdinik’e yerleştirilmişler. Merdinik’te vaktiyle Türkler ve Ermeniler yaşıyormuş. Siyaset hırsı senelerden beri birlikte yaşayan iki milleti birbirinden ayırmış. Kiliseler boş, camiler harap, evler ıssız. Birkaç eve yerleşen Okçu köylüler orada yabancı gibi. 

Ardahan’a kadar devam eden bu mıntıkalarda Rus köyleriyle beraber birçok Türk köyleri de var. Türklüğün en çok hâkim olduğu yerler buraları. Lisan açık ve güzel Türkçe... Ara sıra pek az Rusça kelime karışmış. Türküler hep aşka ve mertliğe dair. Bir türküde şöyle deniyor: 

Vağavar’dan göç ettim[ii] 
Fındık kırdım iç ettim
El oğlundan ötürü
Genç ömrümü puç ettim. 

Vağavar’dan kalk da gel
Sular ile ak da gel
Ben Allah’tan gorhmirem
Sen Allah’tan gorh da gel. 

Arpaçayı’nı geçtim
Eğildim sudan içtim
Gidin deyin anama
Urus’a yesir düştüm. 

Türküler de makamlar, çoklukla kürdîye yakın. Birçokları hüseynîyi andırıyor. Erzincan ve Erzurum’da sırf kürdî makamda okunan türküler buralarda biraz daha İranîleşiyor, daha keskin, daha hüzünlü ezgilerle söyleniyor. En meşhur türküleri Azerbaycanlı Nebi’nin kahramanlığı için yapılan türkü. Nebi Rusları kırmış geçirmiş. Karısı Hacer tutuklanmış. Bütün türkü Nebi’nin ayrılığına, Hacer’in acılarına ait. Türkü, apuzar/subay, istikan/bardak, saldat/asker, kazarma/kışla gibi Rusça kelimelerle dolu. Bir yerinde şöyle deniyor: 

Ben gelende bizim yerler kış idi
Göller dolu ördek ile kuş idi
Bir arzuhâl yazdım elim üşüdi
Ağla Nebim, ayrı düştün ilinden 

Nebi türküsünden sonra, bir gelin için de türkü yapmışlar. Güveyi gelinin aşkıyla heyecana geliyor. Sevgilisini götüren faytona hitaben şu türküyü söylüyor: 

Teze Fayton 

Ağır Bar Havası 

Eşittim ki taze fayton almışsan
Tekerin kırılmış yolda kalmışsan
Yeni bildim sende benim olmuşsun

            Yavaş sür, yavaş sür, faytonu süren
Derdimin dermanı faytona binen.

 Faytoncu faytonun tekeri sarı
Faytoncu bahtavar sen kimin yarı
Faytonun tekeri ömrümün varı

            Yavaş sür, yavaş sür, faytonu süren
            Derdimin dermanı faytona binen. 

Bakû’nun yolları sıra tatlıcan
Faytona binen kız sarı telli can
Yavaş sür, yavaş sür, faytonu süren 

              Yavaş sür, yavaş sür, faytonu süren
              Derdimin dermanı faytona binen. 

Bu Dünyada 

Kerem Şikeste. 

Bu dünyada üç nesneden korkarım
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Hiçbirinden asla gönlüm hoş değil
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm 

Felek bağrım başım çalıptır taşa
Yazılanlar gelir bu garip başa
Hasret koydu bizi kavim kardaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm 

Garibin boynuna kefen biçilmez
Gurbet elde ecel camın içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm 

Kerem yar yоlunda canından kеçdi
Gurbet elde ecel badesin içti
Gül bağından bülbül kürbete uçdu
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm 

Edalı Türkü 

Düğün Açma Havası 

Pınar senin ne belâlı başın var
Başucunda elvan elvan taşın var
Yarenin var yoldaşın var eşin var 

            Yandım kızlar bir su verin pınardan.
            Yol sizindir ben geçeyim kenardan 

Pınar senin başucunda yatmalı
Kumun alıp deryalara katmalı
On beşinde bu kızlarla yatmalı

            Yandım kızlar bir su verin pınardan.
            Yol sizindir ben geçeyim kenardan 

Pınar senin dört yanında sazlar var
Sazların içinde gezen kızlar var
Bu kızlarda kara kara gözler var

            Yandım kızlar bir su verin pınardan.
            Yol sizindir ben geçeyim kenardan 

Ardahan ve civarında daha bu tarzda pek hazin türküler söylüyorlar. Bunlardan birçoğu, kendi ifadeleriyle meraklı türküler. Bunları söyleyebilmek için, “İnsanın yüreği kaynaya ki söyleye.” diyorlar. Merdinik’te yüreği kaynayarak türkü söyleyen bir genç var: 

Okçu köylü Ali... 

Ali, çamlı dağların, Köroğlu tepelerinin sabah güneşine karşı öyle hazin türküler söylüyor ki, güya ruhu aşktan yanan, bu türküleri yapan, kalbin elemlerini hazin bir feryat şeklinde ruhumuzda hissettirmek isteyen âşık, kendisidir. En güzel söylediği, Diyarbekir’de, Erzincan’da, Erzurum’da kürdî nağmelerle okunan bildiğimiz bir türkü. Fakat ezgiler burada daha hüzünlü, daha kederli. Türkünün konusu gayet şâirane: Bir Türk delikanlısı köyünde yaşayan bir Hıristiyan kızını seviyor. Sabahleyin tarlaya giderken peşinden ayrılmıyor. Akşamları sürüler ağıllarına dönerken sevgilisinin güzelliğini seyrederek ruhunun ateşini dindirmeye çalışıyor. Kalbi ve kafası o derece meşgul oluyor ki, sonunda taptığı haçı, sevdiği salibi/haçı görmek istiyor. Kalbi heyecan içinde çarparak bir pazar sabahı kalkıyor. Güneş yamaçlara altınlar serper, kuşlar tatlı cıvıltılarla ortalığı şenlendirirken kiliseye gidiyor. Bir köşeye çekiliyor. Sevgilisinin taptığı haçı, kilisede yapılan ayini seyrediyor. Türkü şöyle başlıyor: 

Gitme Ahçik 2 »Sarı Gelin«[iii] 

Yöresi: Göle,
Kaynak: Okçulu Ali 

Gitme Ahçik gitme Urum eline
Eser badı saba zülfün teline
Gel seni götürem İslam eline
        Vay Sinan ölsün Sarı Gelin[iv]
        Seni saran neyler dünya malın 

Vardım kilisesine baktım haçına
Mail oldum bölük pörçük saçına
Kız seni götürem İslâm içine
        Vay Sinan ölsün Sarı Gelin
        Seni saran neyler dünya malın 

Vardım kilisesine kandiller yanar
Kıranta Keşişler pervâne döner
Tersa sevmiş deyin el beni kınar
        Vay Sinan ölsün Sarı Gelin
        Seni saran neyler dünya malın 

Şarkının nakaratı o kadar hazin, o derece tesirli ki... Ali, elini şakağına koymuş, gözleri yaş dolu, ruhundan kopan acılarla feryat ediyor: Vay Sinan ölsün sarı gelin / Vay Sinan ölsün sarı gelin / Seni vermem dünya malına... Dedikçe güya ağlamak istiyor. Sarı gelinler orada da mı bedbaht âşıkları bu derece büyülemişler? 

Merdinik civarındaki İslâm köyleri harap. Zavallı köylüler: 

Şikâyetim Vardır. 

Yöresi: Göle,
Kaynak: Okçulu Ali 

Şikâyetim vardır çarkı felekten
Felek ilen düşman oldum ağlarım
Dünyaya geleli gülmedi yüzüm
Doğduğuma pişman oldum ağlarım 

Bu viran yer bahar mıdır Aran'dır
Kadir Mevla'm çok muratlar verendir
Bizim eller bağ değildir virandır
Yazı gelmez kış ben oldum ağlarım 

İkrami derdini vasfeyler dilden
Ah çeker ağlarım ne gelir elden
Garip bülbül gibi ayrıldım gülden
Kanadı yok kuş ben oldum ağlarım 

demekle ne kadar haklılar! 

Merdinik’ten Ardahan’a kadar yollar gayet güzel. Yol kenarında meskûn Rum köyleri var. Köylerin önündeki ovada inekler ve davarlar yayılıyor. Kadınlar boş arabaların yanına, dövenlerin kenarına buğday sermişler, kurutuyorlar. Sarışın çocuklar, damlarda arabaların içinde oynuyorlar. 

Ardahan’a yaklaşıldıkça, zarif çam ormanlarından geçiliyor. Ormanlar tepe üzerinde. Tepenin solunda Ardahan Ovası, ovanın yeşil zemini ortasında Ardahan Suyu »Kür ırmağı«, Bağdat ve Mihaylofska köyleri var. Ardahan, düz ve muntazam bir yolun sonunda, beyaz binalarıyla uzaktan görünüyor.[v] 

Ardahan’a giden yolun iki tarafı, kâgir ve zarif, bir katlı evlerle çevrili. Sağda bir İslâm evi, intizamı, cephesine kazılan yaldızlı yazılarıyla parlıyor. Rusların askerî ambarları yolun kenarında. Daha sonra Ardahan çarşısına tesadüf ediliyor. Bir katlı, sıravari dükkânlar yağ ve peynirle dolu. Çarşının bir kısmını Ermeniler yakmışlar. Fakat harap edilen kısımlar önemsiz. Hükümet konağı altındaki mağazalar, karşısında Millet Bahçesinin etrafındaki muntazam dükkânlar, oldukları gibi kapalı. Burası, Ruslar tarafından yapılan yeni Ardahan. Ardahan yüksekçe bir tepe üzerinde. Önünden Ardahan Suyu geçiyor. Karşıda demir ve zarif bir köprü geçildiği zaman, eski Ardahan’a geliniyor. Eski Ardahan’ın sağında derenin kenarında, Osmanlı kalesi, yanında büyük bir kayalık, daha solda harap camileriyle İslâm mahallesi var. Kalenin karşısındaki sahile Ruslar büyük kışlalar yapmışlar. İki kısım büyük bir tezat teşkil ediyor. Bir tarafta medeniyet, diğer tarafta yoksulluk; biri diğerine âdeta yan gözle bakıyor. 

Ardahan halkı Türk ve Müslüman... Ahalinin Osmanlılığa ve Türklüğe o derece muhabbetleri var ki, çarşı boyunda, üzerinde “Muhabbet Kıraathanesi” yazılı yerlerde devamlı gramofon çalıyorlar, millî türküleri zevk ve âhenkle dinliyorlar. Arada sırada hazin ve tesirli bir türkü gramofonun boğuk tınlamaları arasında işitiliyor. Son nağmeleri biterken: “Yaşasın milliyet!” sedası, ruhun derinliklerinden kopan bir feryat gibi yükseliyor. 

Milliyet duygusu, Türklük sevgisi buralarda pek yüce... Rus irfanı Türklere, milliyet sevgisinin kıymetini anlatmış. Millî irfandan mahrumiyet, kalplerde acı bir özlem peyda etmiş. Şimdi bütün halk Rusya’nın (çarlığın) çökmesinden faydalanmak istiyor. Eski millî hayata kavuşmak, eski şerefli mazinin parlak günlerini yaşamayı arzu ediyor. Ardahan Osmanlı devrinde hakikaten şerefli bir maziye sahiptir. Yavuz Sultan Selim’in muzaffer ordusuyla Osmanlı vatanına katılan bu belde, bir zamanlar üç yüz bin has’lı sancak beyliği idi. Sancağında 8 timarı, 87 zeameti vardı. Kalesi, yalçın kayalar üzerinde, dikdörtgen şeklinde idi. İçinde alaybeyler için sarayları, hamamı, 72 kulesi vardı. Özdemiroğlu Osman Paşa doğu seferine geldiği zaman, Osmanlı ordusu Ardahan’a konmuştu. Ardahan’a ilk tayin olunan Sancak Beyi Abdurrahman Beydi (986).[vi] Civarındaki kaleler Lala Mustafa Paşa tarafından fethedilmişti. 

Ardahan halkı gayet nazik ve mütavazı. Hürmetlerini göstermek için, sırası geldikçe: “Bizim başımız bildiğin sizin ayağız bilir.” diyorlar. Millet Bahçesi, söğütleri henüz filizlenen ağaçlarıyla ıssız. Bir iki tahta kanepe çayırlar arasında devrilmiş yatıyor. 

Ardahan Suyu »Kür ırmağı«, geniş sahiller arasından akıyor. Kalenin eski duvarları, yıkık mazgalları durgun sular üzerinde tatlı akisler bırakıyor. Köprünün solunda geniş ve yeşil adalar zümrüt renkli ovalara doğru uzanıyor. Sisli bir ova üzerinde otlayan sığırlar ve atlar, ufak siyah lekeler gibi görünüyor. Ne güzel manzara! Bir zamanlar Lala Mustafa Paşa da bu güzellikler karşısında ömür sürmüşler, çadırlarını bu ovalara kurmuşlar, atlarına bu derelerde su içirmişler, davarları bu yerlerde yayılmışlardı. O zamanlar Ardahan, Türklüğün ve Osmanlı fetihlerinin merkeziydi. Kalelerinde Osmanlı sancağı dalgalanır, dereleri kenarında yeniçeriler dolaşırdı. Yollarında, parlak tolgalı, altın okluk taşıyan sipahilerin leventçe at oynatarak Çıldır semtine, Osman Paşa kışlağına gittikleri görülürdü. 

Gece. Tatlı bir mehtap ovaları aydınlatıyor. Ardahan Suyu »Kür ırmağı«, ışık parıltılarıyla sâkin sâkin akıyor. Ardahan Kalesi köhne ve terkedilmiş duvarları, İslâm mahallesi harap ve renksiz minareleriyle ıssız ve sessiz. Millet Bahçesi, gündüz yağan yağmurdan sulanmış, ıslak dalları, ay ışığıyla parlıyor. Hüzünlü bir ses, ağlar gibi, inler gibi bir seda; körpe, billurî bir çocuk sesi, söğütler arasından yorgun nağmelerle yükseldi. Dikkat ettim: Merdinik’te işittiğim türkü idi. Tatlı bir nakarat gecenin ıssızlıkları içinde ağlıyordu: 

Vay Sinan ölsün sarı gelin/ Seni vermem dünya malına...«[vii]  

Ünlü »Kars Tarihi« adlı eserinde, Kıpçaklardan bahsederken, Sarı Gelin türküsüne de değinen Kırzıoğlu, bu türkünün Kars ve bir zamanlar halkı Türklerden meydana gelen Erivan’da söylenen bir başka varyantını da veriyor: 

İrevan Çarşı Pazar[viii] 

Yöresi: Göle,
Kaynak: Okçulu Ali  

İrevan çarşı pazar
Neydim aman aman neydim aman aman
Neydim aman aman Sarı Gelin 

İçinde bir kız gezer Ah
Sinan ölsün Sarı Gelin aman
Sarı Gelin aman Sarı Gelin aman suna yarim 

Elinde divit kalem
Neydim aman aman neydim aman aman
Neydim aman aman Sarı Gelin 

Dertliye derman yazar[ix]   Ah
Sinan ölsün Sarı Gelin aman
Sarı Gelin aman Sarı Gelin aman suna yarim 

(Bağlantı)
Oy Sinan ölsün Sarı Gelin
Oy Sinan ölsün sarı gelin
Sarı Gelin sarı gelin aman
Ettin ömrüm yarı gelin aman 

İrevan’da bir kuş var
Neydim aman aman neydim aman aman
Neydim aman aman Sarı Gelin 

Kanadında gümüş var     Ah
Sinan ölsün Sarı Gelin aman
Sarı Gelin aman Sarı Gelin aman suna yarim 

Gitti Urum’a gelmez
Neydim aman aman neydim aman aman
Neydim aman aman Sarı Gelin 

Elbet bunda bir iş var    Ah
Sinan ölsün Sarı Gelin aman
Sarı Gelin aman Sarı Gelin aman suna yarim 

(Bağlantı)
Oy Sinan ölsün Sarı Gelin
Oy Sinan ölsün sarı gelin
Sarı Gelin sarı gelin aman
Ettin ömrüm yarı gelin aman
****** 

Nakaratlarıyla ve bar/halay havası olarak da söylendiğini belirtir (Kırzıoğlu–1953: 380–381). 

Sarı Gelin adlı hikâyenin içinde bir tek türkünün geçmediğini ve en az Sarı Gelin içerikli 25 türkünün geçtiğini söylemekte yarar vardır. Şeyh San’an yöre anlatımıyla “Şeyh Sinan ile Sarı gelin” hikâyesini toparladığımız an bu sayfalara aktarmayı da bir görev sayıyorum. 

1918 bilinen tarih. 1953 ikinci yazılan tarih TRT derlemeleri 1971 olunca sahipsiz kalan türküler başka diyarlara gitmiş diyebiliriz. 

Yıllarca süren ekipsel ve uzman kadroların bu çalışmalarına kişisel çalışmalarda eklenince Türk Halk ezgilerinin arşivi oldukça zengin bir birikime ulaşmıştır. 

Gelelim günümüze, günümüzde internet sitelerinin yaygınlaşması ve her isteyen il, ilçe, bucak, köy bazında internet sitelerinin açılması hemen hemen her yörenin halk kültürünün bu açılan sitelere taşınması, bir tartışmayı da gündeme taşımış oldu. Bu tür çalışmalarla, halk ezgilerinin sürekli arşivlendiğini biliyoruz. Bu arşivleme sistemi bir yandan geniş halk kültürünü aktarıyor, bir yandan da derlemeler esnasında yapılan yanlış yöre yazımlarını da yansıtıyor. Öyle ise bu çalışmalar uzman kadrolar tarafından yeniden elden geçirilerek var olan hataların en aza indirilmesi sağlanmalıdır. 

Kars Ardahan Iğdır Yöresi Halk Oyunları başlığı altında listelenen derleme çalışması pek görünürlerde yok. Kars bu derlemenin yapıldığı zaman üç ayrı şehre bölünmemişti. Yani Ardahan ile Iğdır o zaman Kars’ın ilçeleri konumundaydı. Bu iki ilçe il olunca kültürel ayırışımda zorunlu olarak gündeme taşınmalıdır. 

Listede var olan 295 ezginin varlığı bilinmezken, nedense Kars, Ardahan, Iğdır yöresi genelde Azerbaycan kaynaklı türkülerle sunuluyor. Ayrıca Azerbaycan yöresinde beste nitelikli olanlarda anonim yazılıyor. Dahası ünlü sanatçıların üstüne kayıtlı olan ezgiler de var. Bu nasıl çözülür bilen varsa söylesin.  

Şimdi az aşağıda yani bu yazının sonunda sunduğum derleme listesi hatasıyla sevabıyla TRT adlı kuruma aittir. TRT kurumuna ait bu derlenen eserlerin listesi var ama derlenen ezgiler nerede diye sormak isterim. 

Oyunlarda Kullanılan Çalgılar: 

Meydanlarda, açık havada: Davul - Zurna, Davul – kaval ya da Klarnet. 

Kapalı Yerlerde: Klarnet, kaval Akordeon, Armonika, Tar, Tulum, Mekkare, Zilli veya Zilsiz Tef. 

Yöremizde çalgı olarak bilinen zurna cura zurnadır. Yörede bu zurnaya Kara Zurna deniliyor. Kara erik ağacından yapıldığı için böyle bir isim verildiğini sanıyorum. Öz olarak, Sûr[x] borusunun değişik çeşitlemeleri olarak yayılan bir çalgı elementidir. 

Kısa boylu ve ince ses veren tercih edilir. Hareketli oyunlarda ön plandadır. Ağır oyunlarda ise kaval ön planda tutulur. 

Bu sıralamanın içinde yer almayan Göle Yöresi halk oyunları, ayrıca aktarılmıştır. Bu sıralamanın içine alınmamıştır.

******************

  1. Ağca Ferikler - Bar, Kadın, Türkülü bir oyundur.
  2. Ağır Ayak - Erkek, Tekil.
  3. Ağır Bar - Bar, Erkek.
  4. Ağır Kayda – Bar kadın oyunudur. Karışık da oynanır.
  5. Ağır Oyun – Kadın oyunudur Tekil oynanır.
  6. Ağır Terekeme - Erkek, Kadın, Tek – Toplu oynanan bir oyundur.
  7. Ahçik - (Bak. Ermeni Kızı ya da Ermeni maral türkülü)
  8. Ahıska Barı - Bar, Erkek, Kadın, Karışık oynanan bir oyundur.
  9. Ahıska Gülü - Kadın, Tekil oynana bir oyundur.
  10. Ahlat Barı - Bar, Erkek. Akçaferikler - (Bakınız Ağcaferikler)
  11. Akışta - (Bak. Alkışta) yöreye göre adlandırılmış.
  12. Alkışta - Kadın, Erkek, Karma, Çift - Toplu.
  13. Allı Yeşilli Kızlar - Bar, Kadın, Erkek. Karışık.
  14. Allı Yeşilli Mendil - Bar, Kadın, Erkek. Karışık.
  15. Alma Dere -Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  16. Almalar - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  17. Almalı Dağlar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  18. Altın Yüzük - Bar, Kadın, Erkek karışık.
  19. Ardahan Barı - Bar, Erkek, Kadın, Karışık oynanır.
  20. Arpaçayı - Kadın, Erkek. Karışık oynanır.
  21. Arpaçayı Diringisi, Erkek, Tek.
  22. Arzuman - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  23. Arzumanî - (Bak. Arzuman).
  24. Askerani - (Bak. Gence).
  25. Aşırma - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  26. Ay Işığı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  27. Azerbaycan - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  28. Azerbican - (Bak. Azerbaycan).
  29. Bahçeden Gelen Ne Sestir - Kadın, Tek.
  30. Bahteverdi –
  31. Balabala - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  32. Balaceyran - Kadın, Erkek, Tek.-
  33. Balalı Tavuk - Taklitli Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  34. Bapur - (Bak. Papori).
  35. Bar - Bar, Kadın, Erkek. Karma.
  36. Bardız Barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  37. Bar Sekmesi - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  38. Bayburt'un İnce Yolu - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  39. Baycan - (Bak. Azerbaycan).
  40. Bebek Oyunu - Taklitli, Kadın, Tek.
  41. Bekir - (Bak. Bekir Bengi).
  42. Bekir Bengi - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  43. Bengi –
  44. Benzetme - Taklitli Oyun –
  45. Berta - (Bak. Deli Horon)
  46. Berzini - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  47. Beş açılan - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
  48. Biçan - (Bak. Azerbaycan)
  49. Bir Gül Ektim - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  50. Bizim Bağda - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  51. Boyakçının Gelini - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  52. Bu Gelen Nahır mıdır - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  53. Bülbül - Kadın, Erkek, Karma, Tek - Toplu.
  54. Camış Girdi bağa - Erkek, Kadın, Tek.
  55. Can Maral - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  56. Ceylân - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  57. Ceylânı - (Bak. Ceylân)
  58. Coşkun Çoruh - (Bak. Deli Horon)
  59. Çam Dalı –
  60. Çarışka –
  61. Çapik - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  62. Çepik - (Bak. Çapik)
  63. Çeçen Kızı - Kadın, Tek - Toplu.
  64. Çember - (Bak. Bengi)
  65. Çıldır Barı (Çıldır Yallısı) - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  66. Çiftayak - Tek, Erkek.
  67. Çift Basma - (Bak. Çiftayak)
  68. Çift Tamzara ¦ Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  69. Çil horoz - Taklitli, Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  70. Çil horuz. (Bak. Çil horoz)
  71. Çoban - Kadın, Erkek, Tek.
  72. Dağda Hayladım Kurdu - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  73. Dağda Kestim Değnek - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  74. Dalilo, Daliloy - Bar, Kadın Erkek, Karma.
  75. Delilo, Delüoy - (Bak. Dalilo)
  76. Della, Delloy - (Bak. Dalilo)
  77. Derilo - (Bak. Dalilo)
  78. Dasniçorç - (Bak. On Dört)
  79. Davul Ban - Erkek, Çift.
  80. Deli Horon - Horon, Erkek.
  81. Deli Kız - Taklitli, Çift, Karma.
  82. Derbendi –
  83. Destiyi Aldım Ana - Kadın, Tek.
  84. Deve Oyunu - Temsili, Taklitli oyun.
  85. Dırıngı - (Bak. Diringi)
  86. Diringi - Kadın, Erkek, Tek.
  87. Dilican –
  88. Dinme - Kadın, Tek - Toplu, Türkülü.
  89. Diz kırma - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  90. Döne - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  91. Durna - Tek, Kadın.
  92. Durna Barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  93. Durnalar - (Bak. Durna)
  94. Dur Yerinde Yanım Süre Gel - (Bak. Arpaçayı Diringisi)
  95. Düz Bar - Bar, Erkek, Kadın.
  96. Düz Diringi - Tek, Kadın, Erkek.
  97. Düz Yalh - (Bak. Düz Bar)
  98. Eğil Dağlar - Erkek, Kadın, Karma, Tek - Toplu.
  99. Elmas –
  100. Engeli - (Bak. Enzeli)
  101. Enşelİ ( Bak. Enzeli)
  102. Enzeli - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  103. Ermeni Kızı - Kadın, Tek.
  104. Erzurum Barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  105. Ezingan Deresi - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  106. Gaçke barı - (Bak. Kız Barı)
  107. Garzanî - Bar Erkek.
  108. Gaşenk –
  109. Gelin Memmet - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  110. Gence - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  111. Geylani - (Bak. Ceylan)
  112. Gorişhi - (Bak. Lezinka)
  113. Gögerçin Vurdum - (Bak. Canmaral)
  114. Göle Ağırlaması Kadın Erkek Karışık
  115. Gölenin Düzü - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  116. Gülabi - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  117. Gülsen - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  118. Gülüm Oğlan - Bar Kadın, Erkek, Karma.
  119. Gümrü Barı (Gümürü ban) - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  120. Gümrü Yallısı - (Bak. Gümrü Barı)
  121. Güzelleme –
  122. Güzeller Barı - (Bak. Nari)
  123. Hakkari Barı - Bar, Erkek
  124. Hakkari Yallısı - (Bak. Hakkari Barı) - Bar, Erkek.
  125. Hala Bacı - Taklitti, Kadın, Tek.
  126. Hançer Barı - Erkek, Çift.
  127. Han Kızları - Kadın, Erkek, Karma, Tek - Toplu.
  128. Hasan Dağı - Kadın, Erkek, Tek.
  129. Hay Hay Hanım - Kadın, Erkek, Karma, Tek - Toplu.
  130. Hay Lalo - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  131. Hay Lolo - (Bak. Hay Lalo)
  132. Hay Mendil Mendil Mendil - Kadın - Tek.
  133. Hekari Barı - (Bak. Hakkari Barı)
  134. Hekari Yallısı - (Bak. Hakkari Barı)
  135. Hekkari Barı - (Bak. Hakkari Barı)
  136. Hekkari Yallısı - (Bak. Hakkari Barı)
  137. Hey Nari - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  138. Hoşbilezik - (Bak. Altın yüzük)
  139. Horoz Oyunu - Kadın.
  140. Horuz Oyunu - (Bak. Horoz Oyunu)
  141. İğdır Barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  142. İğdır Yallısı - (Bak, İğdır Barı)
  143. İnce Dere Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  144. İndim Derede Durdum - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  145. İndim Dereye Beklerim - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  146. Kağızman Barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  147. Kalalı - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  148. Kalari - Kadm, Erkek, Tek - Toplu.
  149. Kalender - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  150. Kalkan Kılıç Oyunu - (Bak. Kılıç Kalkan Oyunu)
  151. Kaloş - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  152. Karabağ - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
  153. Karadonlu - Kadm, Erkek, Tek - Toplu.
  154. Karam - Erkek, Kadm, Tek - Toplu.
  155. Karapürçek - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  156. Kars Barı - Bar, Erkek, Kadm, Karma.
  157. Kars Gülü - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  158. Kars’ın Önü - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  159. Kars Yallısı - (Bak. Kars Barı)
  160. Kars Zeybeği - Kadın, Erkek, Karma, Çift - Toplu Temsili.
  161. Karşıberi - Karşılama, Erkek, Kadm, Karma, Çift - Toplu.
  162. Kazengi - Kazayağı - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  163. Kazaki –
  164. Kedi - Taklitti, Çift, Karma.
  165. Kenenk - Tek, Karın.
  166. Kentvari - Kadın, Tek - Toplu.
  167. Kesme - Bar, Kadm, Erkek, Karma.
  168. Keten Köynek - Tek, Kadın.
  169. Kevengin Yolu - Tek, Kadın.
  170. Kezel Oy - Bar, Erkek, Kadın.
  171. Kılıç Kalkan oyunu - Erkek, Çift - Toplu.
  172. Kırat - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  173. Kıskanç - Kadm, Erkek, Tek - Toplu.
  174. Kız Barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  175. Kız Belin İnce - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  176. Kindavur - (Bak. Kentvari)
  177. Koççari - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  178. Koları –
  179. Kolsalım - (Bak. Kolsalma)
  180. Kolsalma - Erkek, Tek.
  181. Komerişki –
  182. Konduram - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  183. Kondurayı mor boyarlar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  184. Köçek - Erkek, Tek - Toplu.
  185. Küççeri - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  186. Köroğlu - Erkek, Çift, Bıçaklı.
  187. Köroğlu Barı - Bar, Erkek.
  188. Kuleheynar - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  189. Kuleyi Gider Yaban –
  190. Kundurayı Mor Boyarlar –
  191. Köçekler, Kadın, Tek.
  192. Kürt kızı, - Kadın, Tek.
  193. Kürtoğlu - Kadın, Erkek, Karma, Tek - Toplu.
  194. Laçın Barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  195. Lala Hanım –
  196. Lale - Kadın - Tek - Toplu.
  197. Laley Oyunu –
  198. Lezgi Hengi (Lezki henki, Lezginkat) - Kadın, Erkek, Tek- Toplu.
  199. Lezinka –
  200. Lorke - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  201. Lörkey, (Bak. Lorke)
  202. Mahmudiye - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  203. Maral - Tek, Kadın.
  204. Maro - (Bak. Maral)
  205. Mehmet Bağır - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  206. Memmet Hınzıgar - (Bak. Ağır Oyun)
  207. Mıstafa Barı - (Bak. Mustafa Barı)
  208. Mıstafa Kamal Paşa - (Bak. Mustafa Kemal Paşa)
  209. Mıstafam - Erkek, Kadın, Karma, Tek, Toplu.
  210. Mirzai - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
  211. Mirzanı - (Bak. Mirzai)
  212. Mirzavi - (Bak. Mirzan)
  213. Mirzayı - (Bak. Mirzai)
  214. Mustafa Barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  215. Mustafa. Kemal Paşa - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
  216. Nanay –
  217. Nare -Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  218. Nari - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  219. Naz Barı - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  220. Nazeyleme - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  221. Nazlı Bar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  222. Nevruzi –
  223. Nez Beri - (Bak. Naz Barı)
  224. Odalar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  225. Ondört - Kadın, Erkek, Karma, Tek, Toplu.
  226. Orta Çala - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  227. Ördek - Temsili, Erkek, Karma, Çift.
  228. Pağpuru - (Bak. Papori)
  229. Papori - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  230. Pappuri - (Bak. Papori)
  231. Penceresi Püskül püskül - Erkek, Kadın, Tek.
  232. Piçik - (Bak. Kedi)
  233. Pişik - (Bak. Kedi)
  234. Poshov Barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  235. Sağ Köroğlu - Bar, Erkek.
  236. Sallama –
  237. Sarhoş Barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  238. Sarı Çiçek - Kadın, Erkek, Karma, Çift.
  239. Sarı Gelin-
  240. Sarı Gelin - Kadın, Tek.
  241. Sarı Gül –
  242. Sarı Kız - Kadın, Tek.
  243. Sarı Saman - Kadın, Tek.
  244. Sarı Seyran - Bar, Erkek, Kadın.
  245. Sekme - Erkek, Tek.
  246. Sekme Harı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  247. Sekme Terekeme - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  248. Seksen Örük - Kadın, Tek.
  249. Serhoş Barı - (Bak, Sarhoş Barı)
  250. Sıçratmak - (Tikbar) - Bar, Erkek, Kadın, Karma,
  251. Silahor –
  252. Sincami - (Sincani, Zengani) - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  253. Sol Köroğlu - Bar, Erkek.
  254. Sonalar - Bar, Kadın, Erkek. Karma.
  255. Süsen Sünhül - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  256. Şadara - (Bak. Ağır, Oyun)
  257. Şamil - (Bak. Şeyh Şamil)
  258. Sanalım - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  259. Şarani - (Bak. Kılıç Kalkan Oyunu)
  260. Şerbeti Kaldı Tasta - Ear, Kadın, Erkek, Karma.
  261. Şeyh Şamil - Erkek, Tek - Toplu.
  262. Sorul - Bar, Kadın, Erkek, Karma,
  263. Tahtakıran- (Ha Vurun Vurun Vuralım) Karma, Çift.
  264. Tamzara- Ear, Kadın, Erkek, Karma.
  265. Tapiri - (Bak. Papori) Taşkıran - Tek, Kadın.
  266. Tatan Aşağı - Tek, Kadın. Tek ayak - (Bak- Aşırma)
  267. Tek Tamzara - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  268. Telli - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
  269. Tello – (Çayda Çıra Ağacı) Karışık
  270. Temirağa - (Bak. Temurağa)
  271. Temurağa - Bar, Erkek.
  272. Temurağa - (Bak. Timurağa)
  273. Temurağa - (Bak. Timurağa)
  274. Terekeme - Bar, Kadın, Erkek, Kamra.
  275. Terekeme Karapapaklarm - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
  276. Terekeme Yallısı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  277. Ters Bar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  278. Ters Laçin Barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  279. Teşi- Tekil Orta Oyunu.
  280. Teşt - (Bak. Kedi)
  281. Topal Eğringi - Erkek, Kadın, Tek.
  282. Tütiye –
  283. Uzun Dere - (Bak. İnce Dere)
  284. Üçayak - (Bak, Üç Ayak Barı)
  285. Üçayak Barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
  286. Üç Kader Aldım Dönberi Erkek Kadın Karma
  287. Vokzalı –
  288. Yallı - Bar, Kadın, Erkek.
  289. Yar İçin –
  290. Yeni Ters Bar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  291. Yoğurt Koydum - Tek - Kadın.
  292. Yüzbir - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
  293. Zencirli Köroğlu –
  294. Zincirli Köroğlu - (Bak. Zencirli Köroğlu)
  295. Zeybek - Erkek, Tek – Toplu. 

Not: Bu yazı hazırlanırken TRT kaynaklarına bağlı kalınmıştır. 

Orhan Bahçıvan »Halis Kızılateş «.

******************

[i] Ahmed Refik Altınay »Kafkas Yollarında, Hatıralar ve Tahassüsler« 1919’da basılan eski yazıdan hazırlayan: Yunus Zeyrek, Millî Eğitim Bakanlığı, Türk Edebiyatı Dizisi, İstanbul 2001.
[ii] Vağaver: Erzurum ili Şenkaya ilçesine bağlı olan bir köy, eski adı Vağaver yeni adı Beşpınarlar köyü olarak bilinir. Türkünün derlendiği zamanlar bu Şenkaya ilçesi Ardahan’a bağlıydı. Ardahan ili ilçe yapılınca bu yörede bulunan bazı ilçeler ve bu ilçelere bağlı tüm köyler Erzurum’a bağlandı.
[iii] Orhan Bahçıvan arşivi Sarı Gelin Hikayesinden alınmadır.
[iv] Yöremizde Yetim Sinan adıyla bilinen bir ozandır. Yaşamı hakkında pek bilgi yoktur. Revan Hanlığının dağılmasıyla bizim yörelere geldiğini sanıyorum.
[v] Ardahan, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Batum ve Kars’la birlikte, Rusya’ya bırakılan üç sancağımızdan biriydi. Bolşevik ihtilâliyle zeval bulan Rus kuvvetleri çekilince, Ardahan ve çevresinde Ermeni zulmü başladı. Brest-Litowsk Antlaşmasıyla (1918) Türkiye’ye iade edilen Ardahan, Mondros Mütarekesinden sonra da Gürcü işgaline uğradı. Buralarda yaşayan Gürcü halk yoktu. Yerli Müslüman ahali, mahallî önderleriyle Türk ordusunun yanında gönüllü olarak Gürcülere karşı savaştı. Ardahan, Artvin ve Posof, 23 Şubat 1921 tarihinde ana vatana kavuştu.
[vi] Merkezi Ahıska olan Kıpçak Atabeklerinin yurdu, III. Murat çağında, 1578 Ağustos ayında fethedilerek Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştı.
[vii] Ahmed Refik Altınay »Kafkas Yollarında, Hatıralar ve Tahassüsler« 1919’da basılan eski yazıdan hazırlayan: Yunus Zeyrek, Millî Eğitim Bakanlığı, Türk Edebiyatı Dizisi, İstanbul 2001.
[viii] Ahmet Refik Bey gezi notlarında “Göle “Ardahan, 18 Mayıs 1918 Perşembe” tarihli anısından sözünü eder. Bu notlardan alıntı yapan Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu (1917-2005) »Edebiyatımızda Kars« (1958) adlı araştırmasında yer alan ve Göle’nin Okçu köyünde Ali adlı birinden (1918 yılında) daha yanık bir ezgiyle dinlediği aktarılmaktadır. Aynı araştırmada türkünün Diyarbakır, Erzincan ve Erzurum’da da kürdi nağmelerle okunan ve bilinen bir türkü olduğu belirtilmektedir.
[ix] Bu dize bazı kayıtlarda »Katlime ferman yazar« olarak geçmektedir.[x] Seslenmek, ses çıkarmak; eğmek” manasındaki savr kökünden türeyen sûr “ses çıkaran eğri boynuz” demektir.

Ezgilerimizde Karacaoğlan Geleneği Üstünden Yerli Havalar.

Ezgilerimizde Karacaoğlan Geleneği Üstünden Yerli Havalar.. Karaca-Oğlan Geleneği üstünden Yerli Havalar. Türk Halk yazını içinde var o...