28 Aralık 2024 Cumartesi

Sen Kal Burda Ayrılık!

Sen Kal Burda Ayrılık!


Düşünce denen bir şey vardır
Beynimizin o ilkel noktasında
Ya fabrikadayız ya da tarlada
Ya demiri un ediyoruz
Ya da burçak yoluyoruz ellerimizle

Biz, emekçi insanlar
Ya sırtımızda küfelerle hamalız
Ya da bezirgân pazarında
Üç kuruşa satılan bir malız
Hepsi bu

Bir Spartaküs adı duyulur
Sanki başkası yokmuş gibi
Ama ben diyorum ki,
Kawa’nın tarihini yakanlar utansınlar
Asya’nın bozkırında
Bibi Sultan Oğlunu bilmeyene aşkolsun
Gılgamış’ın yenilmeyen gücüyle

Usul usul ağlayan gökyüzü
Yeni bir fırtınanın habercisidir
Fırtına kaçınılmaz
Yaşanmalıdır.

Gönlümüz enginler de esenlik dolu
Şişirilmiş pupa yelken
Geçilir ırmaklar
Denize varılmalıdır kardeş, denize
Deniz, görkemli bir dalgaysa
Dalgalar aşılmalı
Ufuklar daralmadan diyorum
Umuda varılmalı

Volkanların tutuşmasıyla
Berraklaşırsa gönül denen o sevda
Acılar
Kilim gibi,
Ayaklar altına serilecek
Kendiliğinden

Emeğin çilesini eksik yazmışlar
Eşkıya romanlarını tam
Yangınlar ve yanlışlar çözülsün
Gönlümüzün
Bu fırtınalı sevdasıyla
Emeğin ve özgürlüğün çilesi
Tam yazılsın

Geldik yol ayrımına
Artık
Bildiklerimiz yazılmalı
Elveda deyip eşkıya romanlarına
Emeğin çilesini yazmaya devam

Görkemli, yeşil
Kıyıların başlamasıyla birlikte
Ayrılıp gidenler olacaktır
Kendiliğinden
Ufkun rengini gözeterek

Kavim,
Kabile gözetmeden
Sen kal burada ayrılık
Öz gönlümde sevda filizlendi
Deniz tanığımdır

Kavuşmaya gidiyoruz
Sen kal burada ayrılık
Çocukların umudunu onursuz bırakmadan
Öfke denen volkanların bağrında.


Orhan Bahçıvan, »Halis Kızılateş«

»Acılar Da Üşür 2002« Kitabımdan.

13 Kasım 2024 Çarşamba

Sarı Gelin Ezgisi!

Sarı Gelin Ezgisi!

Bu dağlar Kızılgedik Dağları

Vay Sinan Ölsün Sarı Gelin!

Geçtim tüm kapıları ansızın
Pencereleri öylece
Dolaştım sokakları yalınayak
Efkâr dağıtan ihtiyar delikanlılara
Selam verip
Selam aldım usulca

Eğildim el öptüm saygıyla
Bu bir gelenektir.

Yaşanmış bir gençliğin som kalıntısı
Dert yüklü dedim güldüler
Tütün kokan elleriyle
Tokalaştılar.

Döndüm en ihtiyar delikanlıya
Bir türkü söyle dedim
Bir türkü söyle
Yeşil Göle dinlesin
Silinsin kulakların katmerli pası

Gülümsedi bana her biri
Kısarak gözlerini

Bir çay geldi
İnce belli İstekanla önüme
Kokusu burnuma vurdu yutkundum
Kıtlama şeker tabakta
Elimde güneşin ısısı
Dilimde çay

Dört yanımda çocuklar
Şen şakrak koşuşuyorlar desem
Saklambaç oynuyorlar
Güvercinler gibi
Uçarak

Dedim ki gideyim
Dedim ki artık zaman doldu
Bir türkü bile söylemediniz
Hakkımız saklı kalsın
Sizin yanınızda

Dediler o sevdalı günler bitti
O insanlar kaderleriyle çekilip gitti
Sadece sesleri kaldı
Sadece ezgileri

Dedim bizde onu istedik
Seslerini duyalım o güzel insanların
Sizin sesinizle birlikte
Yekindim kalktım

Yağmur Yasamal üstünde doldu geliyor
Bulut yüzlü gezginlerin düşünde
Kireç yüzlü küçük evler
Telaş içinde

Su sesi
Yağmur sesi
Karışır toprağın kokusuna
Düşer aklıma bir Sarı Gelin ezgisi
Çözülürüm yeşil çimen üstüne
Kanatlarım her dem yorgun
Yüreğim dargın.

Yağmur Yasamal Dağı’nı geçti
Karaca Oğlan gömütü
Islanıyor!
Duy sesimi Sarı Gelin
Duy sesimi
Rüzgârla

Rüzgar ovayı dolduruyor görüyorum
Bir telaş, bir telaş sorma gitsin
Ellerimi cebime topluyorum
Dinlensin diye.

Vişne rengi bir koku
Güneşin gölgesinde yeşeriyor
Sızıntı gibi

Bir çift üveyik geçti penceremin önünde
Ağladı kanatları rüzgar üstüne
Bahçeme konun dedim
Konmadılar.

Yağmur damlaları öpüyor toprağın yüzünü
Dilsiz dile gelmiş söylüyor
Karaca Oğlan ezgisini
Yorgun sesiyle.

Sarı Gelin şu tombul yüzlerinden

Öpmedikçe gitmem nic’olur s’olsun


Orhan Bahçıvan, »Halis Kızılateş«

8 Ekim 2024 Salı

Karşı Mahalle II

Karşı Mahalle II
 

 

Leylam gelir deyu yollar gözlerim
Gelmedi gözümde kaldı hayali[i]

 

Sen karşı mahallenin sokağında yürürken
Islak pencerelere saklanıyordun
Adın gurbet oluyordu
İklim toprağımdı
Dağ kokulu 

Turnalar geçiyor Kür kırağında
Dönüş zamanı sevgi 

Buharlaşan gölgelerin atlasında
Sevişmek tentene nakış
Gece örtüsü 

Şimdi sen gelsen
Karşı karşıya iki dünya birleşse 

Alaca karanlığın sesini duyuyorum
Evlerin gölgesini görüyorum
Yıldızlar soframa oturuyor
Neden olmasın
Vakit gece 

Bir ağır türkü çalar radyo köşede
Sobanın üstünde çay kokusu
Kıtlama şeker
İstekan 

Ne güzeldir
Yaşamı Sevgiyle bölüşmek
Duman rengi bir sızının taşınması
Gece kuşlarının pencereye tutunması
Senin gülüşündür 

Gökyüzü sel olmuş
Salkım saçak dökülüyor üstüme
Ah bir bilsen örselenen yüreğimin
Öbür kıyısını 

Kaçaklar yurdu karşı mahalle
Süregelen akşamların dökülüşüdür 

Ay dolanır
Gece yürür dağlara
Kür akar
Bütün ezgiler örselenir
Bir sen kalırsın gözlerimin içinde
Bir de Sevgi 

Kum saati
Ölçüm ölçüm ölçülüyor içimde
Haberin olsun 

Alaca karanlık
Kekik kokusu yüreğimin şurasında
Geceyi özletiyor 

Veda sözcüğüdür
Beni böyle melül mahzun eyleyen 

Öylesine acımasız ki yaşam
Öylesine sevgisiz ki
Tutuşur ellerimde binlerce sözcük 

Ateş yürür
Kızılateş gölgesinde karşı mahalle
Alaz alaz kavruluyor demir rengiyle
Terimi siliyorum mendilime
Hıçkırıyorum 

Bıçak açmaz kapıları
Böylesi bir deyimi ben yazdım
Açık kapı sakin yol sokaklar tenha
Ne zaman gelecek bilmem ki
Karşı mahalleden sevgi 

Yahu
Yarın iş var çalışacağım
Emek ekmek özgürlük alın teri benimle
Bir tek sevgi yok
O gelmedi 

Orhan Bahçıvan, »Halis Kızılateş«. 



[i] Ardahanlı Ozan Hayali güzellemesi.

19 Eylül 2024 Perşembe

Güneşin Üşüdüğü Topraklar.

 


Güneşin Üşüdüğü Topraklar.

 

                    Hoşdülbent Toprağında

 

1.
Gece tan vakti
Kafkaslara çekilen göç
Büyük kaçgun
Ayışını billur i mavi

Kurbağa sesleri
Su yatakları
Toprak testi
Şaraplı sofra azığı
Usta işi üzüm ezme
Peksimet
Pestil

Köprübaşı meyhanesi
Süslü kadın
İpek halı
Yol
Koşuşturma kendi seyrinde.

2.
Nal izleri
Küheylan sesi
Mavi geceden geçiş
Islık

Küheylanlar dörtnal süzülür
Rüzgar ile barışık
Lacivert gece
Soluk soluğa
Kucaklaşıyor
Kadife yüzlü
Toprak üstünde desem. 

Ansızın
Sevişen bulutların adına
Çömez gönlüm sorguluyor

Sensizlik gurbet demektir
Kızıl sofraların üşüdüğü noktadır
Yürek sesinde. 

3.
Belli
Yolun adı gidiş
Gidişin adı yol mu desem
Gece tan vakti
Yıldız duldasında su sesi
Dağ yamacında kervan
Usul usul çekilir
Kunut ıslığı
Vişu
Vişu
Vişu
Kayalara çarpar geri döner
Bilirsin merkez olduğunu canın
Zulmün göbek bağında
Çerçici. 

Ceylan i Kerem sesiyle
Kara sazda ezgilenmek güzeldir
Humar kızın aşkına
Şeyh i Sinan ezgisiyle
Kurtlar sofrasına yem olmamak.

4.
Ezgiydim
Ezgilenmiş bir sesin notasıydım
Uzak diyarların ta ötesinde
Uzadıkça uzayan
Bir uykunun kırılmış sesiyim. 

Elim el tutsun
Sözüm söz
Gözüm atlas çizgisinde
Ütopyalar gezgini
Doludizgin 

Çıngırak
Çın çın öten yaşam tarzı
Yılandili tüysüz
Bir acının ortasındasın 

Ses
Kösnü
Dibe vuran bir yaşamın
Dürtüsüdür
Ev Göçü

5.
Gecenin
Çiselediği bir an üstünde
Kafkaslara giden Hüma kuşu
Şahmaran
Dağların arka yüzü
İç dönüşüm
Söylence. 

Bir varmış
Bir yokmuş
Zaman ustura ağzı suskun
Sesi çıkmayan dil
Kesik
Şarkı mırıldaması
Ruhlar dünyası
Batini düşünce
Patika
Çelik tel örgüsü
Zıpkın
Tetik düşmesi
Yırtıldı gökyüzü
Hoş geldin yağmur 

Adım gurbet yolcusu
Yorgunum.

6.
Dolunay
Uzak çözüntü
Dolandıkça dönüp duran menzil
Sözüm sanadır 

Gündüzün çığlığı
Gecenin sessizliği uy aman
Samanyolu
Çözülüş. 

Dağarcık dolusu söz
Çöğür üstü ses vermenin istemi
Muhabbet demlenmiş bir çaydanlık çay 

Uzun gece
Kısa gündüz görüntüsü
Sahtiyan çizgileri
İpek döşeme
Atlas. 

Maviydi gece
Sadece ufuklara yaslanmak
Başlamayan gidişler
Bitmeyen istemler
Çözüntü 

7.
Sessizliğin çözülmesi
Yürek tınısına
Kulak as 

Hıbarsız
Örülmüş koca taş duvar
Destursuz çözülmüş yemine benzer
Garip sedasıyla ünlüdür
Ürkek
Dalgın
Gözkapaklarında var olan
Amansız bir ezginin
Bitmeyen tınıları 

Ana diyarı
Baba otağı derler ya
Çevreleme devler ülkesi eşik
Derin sular
Sınırsız açılmış meşe yığını
Dalıp duran kuytu nefes
Sarmalayan çözüntü. 

Salın hele
Salınarak çık eyvana
Bahtım kara deme ne olur. 

8.
Yoksuldum oldukça yoksul
Yekineyim dedikçe yıkıldım yüzükoyun
Ekmeğim amcamın elinde kaldı
Açlık benimle 

Seni gidi kahpe felek
Hırsını benim kaderimle dindirdin 

Yoklama defterinde
Hep buradayım dediğim için mi
Yaren oldun benimle. 

Söz olsun
Sohbet olsun bir manada
Susma öyle
Yolcu kervan han hancı ben miyim
Söylesene. 

Kabus çöker üstümüze
Destursuz bir direniş
Haber sütunları
Dönence
Sesimin mihrabı çalınmış
Soluğu bitmiş.

9.
Yoruldum alabildiğine yorgunum
Bulutlu bir dünyanın
Fısıltısı 

Islık
Do sesiyle vurgulu
Serpinti yağmur dürtüleriyle belirgin 

Bir çağrışım
Beterin beteri anlamında
Acı sevda gibi çözülüyor desem. 

Damla damla
Dağarcık ötesi birikim
Salkım saçak çözüntünün meskeni
Gözlerindir bilesin 

Yorgunum
Alabildiğine yorgun
Ardahan'sız bir gün geçiriyorum
Yaşlandım
Saçlarıma ağ düştü
Gözlerime nem bilesin 

10.
Bazen bir dizedir ömür
Bazen bir nokta
Ünlemsiz bir cümlenin iç tanımı
Deli serseri bir mayın
Toprağın göbeğinde
Patlamaya hazır. 

Meğer ceylan
Kaçak güreşirmiş eşiyle
Zıpladıkça tırnakları toz tutmaz
Önümüzde bir Kafkas akşamı
Bir yudum şarap. 

Nalbant nal döşüyor
Felek küheylanı tezden hazırladı bile
Yol üstü irkilmeler
Seferi çözümleme 

Ne mülk edinmenin
Ne de mülk bırakmanın yasası yokmuş
Boşuna direnmeler diklenmeler
Yasa dedikleri şey
İki dudak arası bir ses döküntüsü. 

11.
Yasaklar kentinden geçtim usulca
Vardım masal diyarına
Çift kanatlı kapıya
Mihmanım. 

Yanar dağın ağzında
İşçilerin ekmeği
Emek
Sevda
Göç olgusu
Yıldızlara gidiş var mı?
Galaksiler kapı komşu bizlere
Açılın kapılar
Yıkılın duvarlar
Sırtımızda asırlardır inmeyen
Şiltelerin sahibiyiz
Başkaca bir varımız yok
Bunu bile çok gördüler bilesin 

Bir korku var
Güneşin doğduğu o ülkede
Yorgun savaşçının yazılarında
Açlığın kör bulantısı
Çözüyor benliğimi
Kulağım çınlayan sesler üstünde 

12.
Offf Offfff
Muhalefet kokulu görüntüler
Halsizlik olarak yansıyor dizelerime
Unutulan göçmenliktir. 

Bilinir yatağı billur i tuzdan
Tadımlık bir tutam
Güherçile 

Pınarbaşı ses çağlaması
Seher yeli
Su yırtıyor toprağı
Yanmak başlı başına aşk
Bir bakıma Kerem demektir. 

İki göz iki çeşme
Koy dolsun testilere
Ilgıt ılgıt 

Güneşin üşüdüğü o topraklarda
Bir söylence olsam yeter
Baba ocağında Hoşdülbent toprağında 

Acımasız bir çığlık
Acıtıyor geceyi
Hepsi bu!...

 

 

 

Orhan Bahçıvan, »Halis Kızılateş«
Ardahan Anka Kuşu Kitabımdan


18 Ağustos 2024 Pazar

Barış İsimli Bebek!

 Barış İsimli Bebek!

 

                             Kutsal toprakların,
                             Kanayan yarası için!

 

Nedense hep
Ağlayıp duruyoruz
Sokak başlarına yağmur yağarken
Kutsalın barışı yok mu?
Barışın kutsalı gerçek olmaz mı 

Hoyratları biraz arala
Masala başlar gibi şiire başla
Nasıl olsa
Ölen insan öldüren insan
Yazmak değil
Yaşamak gerek çekilen acıları
Ölü deniz kanlı deniz olunca 

Yaşam
Bilindiği kadar zor değil
Nelere yürek koymuşuz
Nelere gönül
Bedel denen sözcüğü
Nerelere yazmışız
Kader denen sözcüğün
Üstünü karalarken 

Bitti diyorum
O küçük serzenişler bitti
Büyük umutların ötesi
Büyük düşüncelerin endişesi
Beynimin kervanına katılıyor
Büyüler çözüldü
Sevdalı yüreklerin önünde 

Çöl sıcak
Çöl geçilmez kan deryası
Çekilen sancıdır
Sancı
Bir ananın
Karnındaki nefestir
Gün gelir bu nefes
Düşer toprağa 

Doğum şiirle olacaktır
Bir deve kervanı çıngırağında
Çöl kumuna ses deyince
Barış isimli bebek
Sesini bulacaktır
Göreceksin 

Sancılar çoğaldı
Kadın ana diz kırıyor
Çölün sıcak toprağına
Neredesin bebek
Ses ver 

Gel gel
Barış isimli bebek
Seni bekliyor savaşın çocukları
Sapanla taş fırlatırken
Ölüm dansı yapıyorlar
Sende gel, sende katıl
Bu çocuk oyununa
Barış isimli bebek 

Bedel çoktan verildi
Haydi gel...

 

                            Orhan Bahçıvan, »Halis Kızılateş«
                            »Yasamal Şiirleri« Kitabımdan…

 


19 Temmuz 2024 Cuma

Ozan İnci Kimdir?


Ozan İnci Kimdir? 

Gurbet Kültürüyle Büyüyen Ozan!
Senin Sesin Soluğun Gurbet Kokuyor! 

İnsanoğlu nerede nasıl yaşarsa yaşasın kültürel varlığı köken olarak geldiği topraklara bağlanır. Nerde nasıl yaşarsa yaşasın, üzerinde vatan toprağının kukusunu bulundurur. Ben öz olarak şunu demek istiyorum, bu küçücük yazımda adını ve eserlerini anlatacağım ozanın gurbetin kucağında gurbet kültürüyle büyüyen biri olmasına rağmen halen yaşamında Anadolu ezgilerinin yer alması, yazın dünyasının içinde olması bir güzelliktir. 

Sözünü ettiğim isim Şükran Yıldırım'dır. Ben bu isimle tanıdım, bu isimler karşılaştım. Yazdığı dörtlükleri bu isimle okudum. Sonra kendisine kısık bir sesle “ozanlık usta çırak ilişkisiyle gelişirse daha güzel olur” gibi bazı sözleri söyledim ve şiirsel teknik bilgilerin de olmasını usul usul anlattım. Bu konuda hemen anlaştık. 

Ben Şükran’a bildiği ve 12 yaşından bu yana yazmaya çalıştığı yüzlerce şiiri yeniden elden geçirmesini ve verdiğim mahlası ile işleyerek yeniden yazmasını önerdim. Bu konuda kendisi büyük bir çaba göstererek kısa sürede tüm koşmalarını yeniden elden geçirerek yazmaya başladı. İşte bu yeniden yazma olayı Şükran Yıldırım’ı Ozan İnci düzeyine taşıdı diyebilirim. Daha sonra ozanlık kültürüyle yoğunlaşması, benim önerdiğim onlarca ozan kitabını okuması, gündeme gelince kısa bir zamanda yeşerip güçlenerek günümüze kadar gelmesini başarmıştır. 

Kendisine İnci mahlasını verdim, şiirlerinde sadece bu mahlası kullanmasını söyledim. Ozanlık geleneğinde bir Ozan İnci olmasını istedim. İstenileni en güzel şekliyle yaşatan bir ozandır. 

Bizim ozanlık geleneğimizde bilinen bir gerçek vardır. Bu gerçeği hepimiz biliriz de bilmemezlikten geliriz. Bizim ozanlarımız genel olarak okuma yazma bilmeyen kulak dolusuyla alınan bilgilerle usta çırak ilişkisi içinde yürüyenlerdir. Gerçi son yıllarda belli okulları bitirenler vardır ama halen bir ozanlık bilgilerini aktaran okulun olmaması üzüntü vericidir. 

Asıl adı Şükran Yıldırım olan Ozan İnci’nin bu konuda değişik bir sesi vardır. Yaşamı itibarıyla koşullar gereği iki anadil bilen biridir. Bu iki dil Türkçe ve Almancadır. Türkçeyi çok iyi biliyor, ikinci anadil konumunda olan Almancayı da çok iyi bildiğini yazmalıyım. 

Ben yıllardır yazılarımda bunu ısrarla söylüyorum. Artık ozanlık geleneğini sürdüren ozanlarımız, gelenek içinde var olan makamlardan en az 32 tanesini bilmeli. Yazdığı her eserini notaya alıp, kendi kitabıyla yayınlamalı. 

Koşma türlerine gelince, bu türleri belli başlı yazılarımda defalarca tek tek anlatarak aktarmışım. Evet, bu şiir türlerinden, kendisine ustayım diyen bir ozanın en az 12 tanesini bilmesi gerekiyor.

Ozan koşmalarında her türün kendisine has bir de havası yani makamı vardır. Bu ozanlık geleneği sistem olarak en güzeli Kardeş Azerbaycan ülkesinde yaşatılıyor. O halde kardeş Azerbaycan ülkesini örnek almalıyız. Dolayısıyla, “Türk Halk Ozanları” günümüzde okuma yazma bilmeyen birileri olarak değil, artık mektepli olmalı diyorum…

Şunu tekrar ederek yazıyı sürdürelim. Ozanlık geleneği okul düzeyine getirilmeli. Yani belli başlı bir okul bitirmesi, diplomalı ozan olması gerekiyor demeliyim. Devlet bunu zorunlu kılmalı. İsteğe bağlı yan ısıra, bir de yabancı dil bilmeleri hiç de fena olmaz diyelim. 

Ozanlık kavramı çağdaş ulusal düzeye taşınmalı. Kardeş Azerbaycan devletinin ozan yetiştirme sistemi örnek alınarak, usta çırak ilişkisi kapsamında meslek okulları açılmalı diyorum. Yani gelenek olarak varlığını sürdüren usta çırak ilişkisi, öğretmen öğrenci ilişkisine taşınmalı. Çağdaş ozanlık geleneği başlamalı demeliyim. 

Gelelim Ozan İnci’nin yaşamı hakkındaki bilgilere, bu bilgileri Bekir Karadeniz’in kaleminden aktaralım. Sonra da Ozan İnci mahlasıyla yazılarak şu anda dört güzel kitapta toplanarak yayınlanmış şiirlerinden küçük bir seçki okuyalım. 

Ozan İnci Kimdir? 

Yeni düştüm bir amansız sevdaya
İki gözüm iki çeşme gidiyor
Nice bahar gelip geçti gülmeden
Umudumu sakın deşme gidiyor 

»1973 yılında Duisburg’da (Almanya) doğdu. Asıl adı Şükran Yıldırım’dir. İlk ve ortaöğrenimini Duisburg’da tamamladı. 

Küçük yaşlarda şiirle türkülerle ilgilenmeye başladı. İlk şiirlerini yaklaşık 12 yaşında yazdı. Bu dönemden itibaren halk müziği gruplarına devam ederek ve halk oyunları ekiplerin-de çalışarak kendini geliştirdi. 15 yaşından itibaren de meslek lisesindeki eğitimi sırasında halk oyunları öğretmeye başladı. Aynı dönemde bağlama dersleri de aldı. 

Ozan İnci, folklora ilişkin çalışmaları dışında resimle ilgilen-di. Bu bağlamda birçok kursa katıldı ve değişik ressamlar-dan ders aldı. Bir dönem yaptığı tabloları satarak yaşamını sürdürmeye çalıştı. 

Okuduğu kitaplar ve karşılaştığı birçok başka şair ve aşık aracılığıyla kendini geliştiren Ozan İnci’ye mahlası da Orhan Bahçıvan tarafından verildi. Ozan İnci, Yunus’tan Karac’oğlan’a, Ferman Baba’dan Mahzuni’ye birçok aşıktan etkilenerek şiirlerinde de hemen her konuyu işledi.« 

Yazının sonuna gelince bir başka yazımda söylediğim sözü buraya da almalıyım. 

Halk Ozanı Olmayan Ozanın, Halkın Teknesine El Uzatmaya Hakkı Yoktur. 

*****
Ben 

Hep o yari gördüm göz yaslarımda
Damlada kendimi bulamadım ben
Hasretim ağlıyor dağ başlarında
Kendimi bu aşktan alamadım ben 

Benim bu düşlerim gülmez mi bana
Her gece ağlarım ben yana yana
Yaram kanar merhem olmaz bu cana
Can dediğim canda kalamadım ben 

Vurgun yer yüreğim dinmez hep sızlar
Aşka geçit vermez vefasız kullar
Türküler söylenmez çalmıyor sazlar
Kederi günümden silemedim ben 

İnci’nin yüreği yanar kavrulur
Dağılır dökülür yelle savrulur
Umutlarım bir bir döner devrilir
Söyle bir sevdayla dolamadım ben
*****
Perişan! 

Ah eder yanarım ben bu cihana
Doğruyu söyleyen diller perişan
Nasıl düşmeyeyim canlar fermana
Umutlar tükenmiş eller perişan 

Üstüme gelmeyin dumanlı dağlar
Güneşi görmeyen her günüm ağlar
Aşkın bahçesinde çözülmüş bağlar
Dikenler içinde güller perişan 

Aşk ateşi sardı dört bir yanımı
Sönmeyen alevler yaktı canımı
Felek kement ile yıktın hanımı
Dost iline giden yollar perişan 

İnci der ki seven ayrılmaz yardan
Ehl-i dil aşıklar kurtulmaz nardan
Dünyanın nimeti hep ah u zardan
Neden sevda çeken kullar perişan
*****
Yıktın Beni 

Kara kaşlı ela gözlü yiğidim
Aşkın semalarda sen yıktın beni
Sendin sevmelerin bir tek sebebi
Aşkın semalarda sen yıktın beni 

Hayatımdan sorumlusun bil ki yar
Söyle nasıl geçer sensiz bu bahar
Yüreğimi yakan aşk denen onar
Aşkın semalarda sen yıktın beni 

Ellerim buz tuttu yürek yanıyor
Hap ağlattın beni içim kanıyor
Her gören İnci’yi deli sanıyor
Aşkın semalarda sen yıktın beni
*****
Oldu 

Gel gönül göçelim bizim ellere
Dağlarımız boran oldu kış oldu
Hasretlik yürüdü düştü dillere
Bağlarımız boran oldu kış oldu 

Kimse durduramaz geçen zamanı
Sana yük eyledim ahtı amanı
Bu ömür götürmez bunca gümanı
Ağlarımız boran oldu kış oldu 

Boşaymış gurbette hayaller boşa
Ozan İnci esir gözünde yaşa
Daha ne gelecek Kim bilir başa
Çağlarımız boran oldu kış oldu
*****
Gidiyor 

Yeni düştüm bir amansız sevdaya
İki gözüm iki çeşme gidiyor
Nice bahar gelip geçti gülmeden
Umudumu sakın deşme gidiyor 

Sabır dedim güneş doğar yar bir gün
Derde deva olmaz olmaz yar her gün
Gönül aşkı taşıyorsan sen her gün
Vefasıza umut düşme gidiyor 

Ağlatma yar gayrı bana yazıktır
O gülüş o bakış cana azıktır
Zaman derler yola düşen tuzaktır
Bırak artık yeter koşma gidiyor 

Ozan İnci derdim kime söyleyim
Zalim felek ettiğini neyleyim
Yarla gören bu gözlere neyleyim
Yanan bu sineme şaşma gidiyor
*****
Korkarım! 

Derviş oldum hırka giydim kendimden
Gurbeti dolanan yoldan korkarım!
Düşürsün bu kader sılama beni
Yalana burunmuş dilden korkarım! 

Deli gönül ağlar döner pervane
Dertleri kefene sarmak bahane
Benim dünyam sevdam gibi şahane
Dumana sarılmış yelden korkarım! 

Varsıl devrilirse bir gün üzülür
Gelip geçer zaman ömür süzülür
Ağladıkça gözden yaşlar süzülür
Ateşlere düşen selden korkarım! 

Kerem ile Aslı aşktır ezelden
Ömür daim olur her dem güzelden
İnci susmaz oldu ağlar gazelden
Yapraksız yetişen daldan korkarım!
*****
Ölemem ki 

Zorla giremem kalbine
Ne istersin bilemem ki
Gideceksin sen yarine
Bile bile kalamam ki 

Karışma diyorsun bana
Gayri sözüm olmaz sana
Bir daha gel deme bana
Gel diyince gelemem ki 

İnci gibi sandım seni
Yüreğin aldatmış beni
Ele gidiyorsun hani
Dura dura ölemem ki
*****
Pişman mıdır? 

Güllerden bal toplar arı
Süzdüğüne pişman mıdır?
Deli gönül bu sevdayı
Yazdığına pişman mıdır? 

Yoruldu bu kalem elde
Sevda türkü oldu dilde
Bu yüreğim gurbet elde
Gezdiğine pişman mıdır? 

Yollarda yürürüm yayan
Yok mu İnci sesin duyan
seni böyle garip koyan
Üzdüğüne pişman mıdır?
*****
Gönül Dostu 

Gönül dostu kalır oldu gurbette
Onun için akar durur gözyaşım
Acıyı borç aldım zalim felekte
Dertlerden kurtulmaz belalı başım 

Kaderin çimesi milimdir şaşmaz
Yanımda oturur ellere koşmaz
Gönül garibandır dağları aşmaz
Zehir zıkkım oldu yenmiyor aşım 

Ozan İnci sesin esti savruldu
Umutların bir kenara devrildi
Yandı yürek ateşlerde kavruldu
Acılar içinde yanıyor döşüm.

 

Hazırlayan: Orhan Bahçıvan, »Halis Kızılateş«
Kaynak: Ozanlar. Biz Sayfası.
Ozan İnci'nin Dört Şiir Kitabı.


 


16 Haziran 2024 Pazar

Ardahan / Göle Kültürünü Anımsarken!

 


Ardahan / Göle Kültürünü Anımsarken!

Allıturna Dergisine gönderdiğim
Göle Kültürü Hakkında Giriş Yazısıdır. 

Asya içlerinden ve Kafkaslardan sürüp gelen göçlerin ardı arkası kesilmiyordu. Binlerce yıl sürüp gelen bu göçlerin geçtiği yer, Göle ovası ve dolaylarıydı. Bu yüzden Kuzey Doğu Anadolu bölgesi ve özellikle Kars Göle yöreleri göçüp gelen bu göçlerin zamanla konaklayıp kaldığı ya da geçit olarak, göçmenlerin geçip gittiği güzergâh oldu. 

Genelde yazın dünyasında, tarih sayfalarında her nedense doğudan batıya gelen göçler anlatılırken, bu göç olayını bir tek Türk halkı üstünde tanımlamak pek doğru bir olay değildir. Bu yazıda Batı, Kuzey, Güney ve Doğu yönlerinden akan göçlerin varlığını da anlatmalıyız. Batıdan doğuya yapılan seferlerden söz edersek bunların adlarını tarih sayfalarında bulmak mümkündür. Yani tarih tek yönlü ele alınmamalıdır. 

Bir de kuzeyden güneye akan göçler, güneyden kuzeye akan göçler ele alınırsa, benim de içinde olduğum Çolaklu oymağı adıyla tanımladığımız oymak gibi nice nice oymakların da güneyden kuzeye akıp gelen göçlerin içinde olduğunu biliyoruz. 

Bundan dolayı, Göle ovası ve çevre yöreler, yani bu güzergâhın yerli halkı sürekli olarak değişik ulusların kültürleriyle beslendi. Bu yöreye gelip geçen göçlerin gelenek, görenek, dil ve inançları sürekli kaynaşıp karıştı. Deyim yerindeyse harman oldu, harmanlaştı. Harmanlaşan bu kültürler, bir yandan birbirlerini yok ederken, diğer bir yandan da birbirlerini zenginleştirip geliştirdi. Güzel olan, iyi olan, halkın beğenisini kazanan kalıcı oldu. Halkın bellek sınavından geçenler günümüze ulaştı. Ya geçmeyenler ise silinip gitti. 

Bugün bile Göle yöresinde birbirini tamamlayan nice güzel değerler vardır. Bu değerlerin biri de yöresel türkülerdir. 

Türküler, bilindiği gibi, başlangıçta bir kişinin ağzından çıkar. O kişinin yüreğinin sesidir. Ama bu türküyü halk severse, benimserse, bu türkü halk dilinde kabul gördüğü zaman, Toplumun sesine dönüşür. Giderek toplumun malı olur. 

Türküler zaman içinde, vardıkları yerlere göre değişikliklere uğrasalar da yerel konumlarını bir ölçüde korurlar. İşte Celal-Oğlan adıyla ünlenen yöre ağıdını örnek olarak gösterebiliriz. 

Yurdun değişik yörelerinde, ağız ve şive değişimine uğrayarak sayısız çeşitlemeler halinde söylenen Celal-Oğlan ağıdı, Göle yöresinde Celal-Oğlan’ın bacısının yaktığı bir ağıt olarak bilinmesi ve kaynağının Göle sahasının olması önemli bir etkendir. 

Türküleri kendi havalarıyla söylemek kadar, onları derlemek, yaşatmak, kitlelere ulaştırmak da önemlidir. 

Yaprak dalında güzel, insan yurdunda... 

Kültür demeden önce, türkü demeden önce, özlemlerimi dile getirmek istiyordum. Benim özlemlerim nasıl yazılır. Gelin hep birlikte görelim. 

Göle halkı anadan doğma gurbetçidir. Bu gurbet olayını türkülerde bulmak kadar doğal bir şey olamaz. Türküler Göle ovasının rüzgarıdır. Bu rüzgâr alır sesimizi götürür taa uzaklara. Öyle bir götürür ki, gittiği yerlerde biz bile kendi sesimizi tanımaz oluruz. 

Ben, Göle ovasının doğal güzellikleri arasında büyüdüm. Ben bir Göleli olarak topraksız olduğumdan dolayı göçtüm. Göçtüğüm topraklarda yaşantımı sürdürürken, hep Göle’yi aradım. Özlemlerim tümüyle Göle ovasınaydı. 

Neydi beni oralara sıkıca bağlayan. Deyin bakalım dostlar, nasıl unuturum, Göle ovasının ortasında bulunan köyümü. Mayıs ayında açan bin bir renkli çiçekleri. O köy havasını, soğuk suyunu, kazları, tavukları, hindileri, ördekleri, Kızılgedik Dağına sığınmış yaylaları, Yasamal Dağındaki Zemzem yaylasını. Canibey yaylasını, Acı Suyu, Kışın giyilen tiftik çorabını ve tiftik papağını, tiftik eldiven ile tiftik atkıyı üşüdükçe arıyorum. Dört tekerli arabam karlı yolda kalınca. Zankayı gözlerimin önünden öteye itemiyorum. 

Bütün dertlere deva olduğunu söylüyordu anam. Kekik kokulu mor ineğin sütünü, Sütün üstündeki kaymağı, tere yağını, yoğurdunu ayranını, lorunu çumayı, kaşar peynirini Ardahan balını, göyermiş çeçil peynirini, Pağacı, Gömme ekmeğini, hasutayı, keteyi, katmeri, fesselliyi, bişiyi, mafişi, kesme aşını, kaz etini, kavurmayı, hediği, özlememek elde mi? 

Tarlalarda toplayıp yediğimiz, Kobuğu, mediği, yemliği, addolu kımıyı, kımı turşusunu, dırşoyu, sirim otunu, evelik otunu, evelik aşını, tel pancarını, yarpuzu, çiğeleği, (yaban çileğini), böğürtleni ve daha saymayı unuttuğu nice nice güzellikleri, rüyalarda bile göremez oldum. 

Ocak başı sohbetlerini, Aşıkların gelip meydan aldığı odaları, bayram günlerini, düğünleri, halayları, yeşil çayırlarda müjde yastığı getirmek için yarışan atlıları. Al-yeşil duvaklı gelin alaylarını, artık türkülerin içinde buluyorum. Çünkü ben bir gurbet çocuğuyum. Bu saydıklarım benimle bu ellere gelmediler. Onlar, o toprakların üstünde kaldı. O topraklar asla benim toprağım olmadı. Çünkü ben topraksız bir yerliydim. Bu gurbet ellerinde, beni hiç mi hiç bırakmayan dostlarımda vardı. Bunlar türkülerdi. Türküler her nereye gittimse benimle beraber geldiler. Çünkü onlar da benim gibi sürgün olmuştular. Güzel türkülerim, canlarım benim. Dostlarım benim. Şimdi, sizleri yazmak istiyorum. Bundan sonraki bölüme. 

Göle yöresinde, söylenceler, destanlar, masallar, ağıtlar, ninniler, maniler, halay türküleri, aşk türküleri, lirik türküler, kendilerine özgü yöntemleriyle soframa otururlar. 

Köroğlu’nun yedi kol destanları, Kiziroğlu’nun, Köroğlu’yla olan kavgası, Köroğlu’nun çobanla olan “Namın yürüsün Köroğlu” ata sözünü içeren hikâye. Mihrali Bey Destanı’nı anımsarken, Yemen türkülerine ses vermeden geçemiyorum. “Hemene de benim beyim hemene/ Mihrali Bey endi m’ola Yemene/ Çadırların kurdu m’ola çimene”[1] Ünlü aşıkların muammalı atışmaları ve anlatıları ses olarak hep yanımda, hep benimle. 

Göle yöresinin en yaygın oyun türlerinden biri de halaylardır. Halaylar; el ele tutularak, yan yana dizilerek, Kadınlı erkekli karışık oynanır. “Deme-çevirme” adıyla anılan çift sesli türküler eşliğinde oynadığımız oyunlardır. Bu türküler ezgi bakımından çokça zengindir. Söz olarak, sürekli tekrardan oluşanları da vardır 

Kültür bölümüne aldığım türkülerin söyleniş ezgileri, kendi sistemiyle biliniyor. Gönül isterdi ki, burada notalarıyla birlikte yayınlansın. Ama, şimdilik bu olanak elimizde olmadığı için, sözlerini vermekle yetineceğiz.

Kimi türkülerin, hangi olaylardan nasıl doğduğunu yazmak isterdim. Bunu da sonraki zamana bıraktım. Yüz yıllardır halkın dilinden süzülüp gelen türküleri yıllar önce derlemeye başlamıştım. 

Bu derlediğim türkülerin 43 tanesini Allıturna dergisinin 19 20 21 22. sayılarında 1989 yılında yayımladım. Bu dergiyi Can Yoksul Almanya’nın Detmold şehrinde çıkarıyordu. Daha sonra, aynı derginin 27. sayısında, (Köroğlu özel sayısı), Kars-Göle varyantını yayımladım. Şimdi ise elimde yüzlerce Göle yöresine ait türküler vardır. Bunların içinden seçtiklerimi bu siteye aktarıyorum. Bu türküler, yukarıda sözü edilen dergide yayımlanmıştır. 

Allıturna Dergisi 19 20 21 22. Sayıları 1989.
Orhan Bahçıvan »Halis Kızılateş«



[1] Susuzlu Aşık Sadık: Mehrali Bey Destanı. Yörede bu destana, ikinci Köroğlu destanı deniliyor. Yine bu yörede söylenilen Yemen türkülerinin birçoğu bu destan içinde geçmektedir.

Sen Kal Burda Ayrılık!

Sen Kal Burda Ayrılık! Düşünce denen bir şey vardır Beynimizin o ilkel noktasında Ya fabrikadayız ya da tarlada Ya demiri un ediyoruz Ya...