Ardahan / Göle Kültürünü
Anımsarken!
Allıturna Dergisine gönderdiğim
Göle Kültürü Hakkında Giriş Yazısıdır.
Asya içlerinden ve Kafkaslardan sürüp gelen göçlerin ardı arkası
kesilmiyordu. Binlerce yıl sürüp gelen bu göçlerin geçtiği yer, Göle ovası ve
dolaylarıydı. Bu yüzden Kuzey Doğu Anadolu bölgesi ve özellikle Kars Göle
yöreleri göçüp gelen bu göçlerin zamanla konaklayıp kaldığı ya da geçit olarak,
göçmenlerin geçip gittiği güzergâh oldu.
Genelde yazın dünyasında, tarih sayfalarında her nedense doğudan batıya
gelen göçler anlatılırken, bu göç olayını bir tek Türk halkı üstünde tanımlamak
pek doğru bir olay değildir. Bu yazıda Batı, Kuzey, Güney ve Doğu yönlerinden akan
göçlerin varlığını da anlatmalıyız. Batıdan doğuya yapılan seferlerden söz
edersek bunların adlarını tarih sayfalarında bulmak mümkündür. Yani tarih tek
yönlü ele alınmamalıdır.
Bir de kuzeyden güneye akan göçler, güneyden kuzeye akan göçler ele
alınırsa, benim de içinde olduğum Çolaklu oymağı adıyla tanımladığımız oymak
gibi nice nice oymakların da güneyden kuzeye akıp gelen göçlerin içinde
olduğunu biliyoruz.
Bundan dolayı, Göle ovası ve çevre yöreler, yani bu güzergâhın
yerli halkı sürekli olarak değişik
ulusların kültürleriyle beslendi. Bu yöreye gelip geçen göçlerin gelenek,
görenek, dil ve inançları sürekli kaynaşıp karıştı. Deyim yerindeyse harman
oldu, harmanlaştı. Harmanlaşan bu kültürler, bir yandan birbirlerini yok
ederken, diğer bir yandan da birbirlerini zenginleştirip geliştirdi. Güzel
olan, iyi olan, halkın beğenisini kazanan kalıcı oldu. Halkın bellek sınavından
geçenler günümüze ulaştı. Ya geçmeyenler ise silinip gitti.
Bugün bile Göle yöresinde birbirini tamamlayan nice güzel değerler
vardır. Bu değerlerin biri de yöresel türkülerdir.
Türküler, bilindiği gibi, başlangıçta bir kişinin ağzından çıkar. O
kişinin yüreğinin sesidir. Ama bu türküyü halk severse, benimserse, bu türkü
halk dilinde kabul gördüğü zaman, Toplumun sesine dönüşür. Giderek toplumun
malı olur.
Türküler zaman içinde, vardıkları yerlere göre değişikliklere uğrasalar
da yerel konumlarını bir ölçüde korurlar. İşte Celal-Oğlan adıyla ünlenen yöre ağıdını
örnek olarak gösterebiliriz.
Yurdun değişik yörelerinde, ağız ve şive değişimine uğrayarak sayısız
çeşitlemeler halinde söylenen Celal-Oğlan ağıdı, Göle yöresinde Celal-Oğlan’ın
bacısının yaktığı bir ağıt olarak bilinmesi ve kaynağının Göle sahasının olması
önemli bir etkendir.
Türküleri kendi havalarıyla söylemek kadar, onları derlemek, yaşatmak,
kitlelere ulaştırmak da önemlidir.
Yaprak dalında güzel, insan yurdunda...
Kültür demeden önce, türkü demeden önce, özlemlerimi dile getirmek
istiyordum. Benim özlemlerim nasıl yazılır. Gelin hep birlikte görelim.
Göle halkı anadan doğma gurbetçidir. Bu gurbet olayını türkülerde
bulmak kadar doğal bir şey olamaz. Türküler Göle ovasının rüzgarıdır. Bu rüzgâr
alır sesimizi götürür taa uzaklara. Öyle bir götürür ki, gittiği yerlerde biz
bile kendi sesimizi tanımaz oluruz.
Ben, Göle ovasının doğal güzellikleri arasında büyüdüm. Ben bir Göleli
olarak topraksız olduğumdan dolayı göçtüm. Göçtüğüm topraklarda yaşantımı
sürdürürken, hep Göle’yi aradım. Özlemlerim tümüyle Göle ovasınaydı.
Neydi beni oralara sıkıca bağlayan. Deyin bakalım dostlar, nasıl
unuturum, Göle ovasının ortasında bulunan köyümü. Mayıs ayında açan bin bir renkli
çiçekleri. O köy havasını, soğuk suyunu, kazları, tavukları, hindileri,
ördekleri, Kızılgedik Dağına sığınmış yaylaları, Yasamal Dağındaki Zemzem
yaylasını. Canibey yaylasını, Acı Suyu, Kışın giyilen tiftik çorabını ve tiftik
papağını, tiftik eldiven ile tiftik atkıyı üşüdükçe arıyorum. Dört tekerli
arabam karlı yolda kalınca. Zankayı gözlerimin önünden öteye itemiyorum.
Bütün dertlere deva olduğunu söylüyordu anam. Kekik kokulu mor ineğin
sütünü, Sütün üstündeki kaymağı, tere yağını, yoğurdunu ayranını, lorunu çumayı,
kaşar peynirini Ardahan balını, göyermiş çeçil peynirini, Pağacı, Gömme
ekmeğini, hasutayı, keteyi, katmeri, fesselliyi, bişiyi, mafişi, kesme aşını,
kaz etini, kavurmayı, hediği, özlememek elde mi?
Tarlalarda toplayıp yediğimiz, Kobuğu, mediği, yemliği, addolu kımıyı,
kımı turşusunu, dırşoyu, sirim otunu, evelik otunu, evelik aşını, tel
pancarını, yarpuzu, çiğeleği, (yaban çileğini), böğürtleni ve daha saymayı
unuttuğu nice nice güzellikleri, rüyalarda bile göremez oldum.
Ocak başı sohbetlerini, Aşıkların gelip meydan aldığı odaları, bayram
günlerini, düğünleri, halayları, yeşil çayırlarda müjde yastığı getirmek için
yarışan atlıları. Al-yeşil duvaklı gelin alaylarını, artık türkülerin içinde
buluyorum. Çünkü ben bir gurbet çocuğuyum. Bu saydıklarım benimle bu ellere gelmediler.
Onlar, o toprakların üstünde kaldı. O topraklar asla benim toprağım olmadı.
Çünkü ben topraksız bir yerliydim. Bu gurbet ellerinde, beni hiç mi hiç bırakmayan
dostlarımda vardı. Bunlar türkülerdi. Türküler her nereye gittimse benimle
beraber geldiler. Çünkü onlar da benim gibi sürgün olmuştular. Güzel
türkülerim, canlarım benim. Dostlarım benim. Şimdi, sizleri yazmak istiyorum.
Bundan sonraki bölüme.
Göle yöresinde, söylenceler, destanlar, masallar, ağıtlar, ninniler,
maniler, halay türküleri, aşk türküleri, lirik türküler, kendilerine özgü
yöntemleriyle soframa otururlar.
Köroğlu’nun yedi kol destanları, Kiziroğlu’nun, Köroğlu’yla olan
kavgası, Köroğlu’nun çobanla olan “Namın yürüsün Köroğlu” ata sözünü içeren hikâye.
Mihrali Bey Destanı’nı anımsarken, Yemen türkülerine ses vermeden geçemiyorum.
“Hemene de benim beyim hemene/ Mihrali Bey endi m’ola Yemene/ Çadırların kurdu
m’ola çimene”
Ünlü aşıkların muammalı atışmaları ve anlatıları ses olarak hep yanımda, hep
benimle.
Göle yöresinin en yaygın oyun türlerinden biri de halaylardır.
Halaylar; el ele tutularak, yan yana dizilerek, Kadınlı erkekli karışık
oynanır. “Deme-çevirme” adıyla anılan çift sesli türküler eşliğinde oynadığımız
oyunlardır. Bu türküler ezgi bakımından çokça zengindir. Söz olarak, sürekli
tekrardan oluşanları da vardır
Kültür bölümüne aldığım türkülerin söyleniş ezgileri, kendi sistemiyle
biliniyor. Gönül isterdi ki, burada notalarıyla birlikte yayınlansın. Ama,
şimdilik bu olanak elimizde olmadığı için, sözlerini vermekle yetineceğiz.
Kimi türkülerin, hangi olaylardan nasıl doğduğunu yazmak isterdim. Bunu
da sonraki zamana bıraktım. Yüz yıllardır halkın dilinden süzülüp gelen
türküleri yıllar önce derlemeye başlamıştım.
Bu derlediğim türkülerin 43 tanesini Allıturna dergisinin 19 20 21 22.
sayılarında 1989 yılında yayımladım. Bu dergiyi Can Yoksul Almanya’nın Detmold
şehrinde çıkarıyordu. Daha sonra, aynı derginin 27. sayısında, (Köroğlu özel
sayısı), Kars-Göle varyantını yayımladım. Şimdi ise elimde yüzlerce Göle
yöresine ait türküler vardır. Bunların içinden seçtiklerimi bu siteye aktarıyorum.
Bu türküler, yukarıda sözü edilen dergide yayımlanmıştır.
Allıturna Dergisi 19 20 21 22. Sayıları 1989.
Orhan Bahçıvan »Halis Kızılateş«